...

14.9.2020
1581

ŞARKILAR SENİ SÖYLER

Yahya Kemal:“ Çok insan anlayamaz eski musikimizden, Ve ondan anlayamayan bir şey anlamaz bizden.” Der.

Demek ki bizi anlamak için eski musikimizi anlamak lazım. İşte eski musikimizden seçilmiş şarkı güfteleri üzerine Ö. Tuğrul İnançer ile Ahmet Özhan’ın sohbetlerini içeren eser Şarkılar Seni Söyler adıyla Nisan 2007’de yayımlanmıştır.

Esere göre ecdadımız ilahi kaynağa en yakın sanat olan musikiyi bir eğlence aracı olarak değil hikmet ilminin bir şubesi olarak görmüş eğlendirirken öğretmeyi bir takım değerleri aşılamayı hedeflemişler.

Şarkı kalıpları içine derin hikmetler yerleştirilmiş onları gönül kulağı ile dinleyenler bu doğrularla şekillenmişler.Bilindiği gibi bizim sosyal hayatımızın sanat ve kültür dünyamızın temel zeminini tasavvuf felsefesi oluşturur. Medeniyetimizin ana damarı tasavvuftur.Şarkılarımız da bu felsefenin moral değerlerini terennüm eder. Şarkı güftelerinde gizli bulunan bu irfan eserde karşılıklı konuşma üslubuyla dile getirilmiştir.

Esere göre klasik musikimiz yüksek zümreye has bir divan musikisi değildir.Halka yayılmış halka malolmuştur.Bugün Anadolu’da her şehirde hatta her kasabada karşımıza çıkan mevlevi tekkeleri bu iddianın canlı şahididir.Çünkü mevlevihanelerde bir ayinin icrası için 10 müzisyen lazımdır. Neyzeniyle, kudümzeniyle, ayin okuyucusuyla, naat okuyucusuyla.. Halkın ta içinde bir musiki. Mesela bir hamamcının oğlu olan Dede Efendi bu musikinin en büyük bestekarlarından biridir.

Ömer Tuğrul İnançer’den öğrendiğimiz üzere klasik eserlerimizin içinde naat örnekleri çoktur. Müslüman nüfus içinde türkçe konuşanlar %21 olmasına rağmen İslami edebiyatta Efendimiz için yazılan naatların %75’i Türklerindir.Türklerdeki peygamber sevgisinin canlı şahidi bu naatlardır.

Gül yüzünü rüyamızda görelim ya Resulalllah.

***

Du-Cihanın mefharı enbiyalar serveri

Aşkına ben müşteri koymuşem can u seri.

Ahmet Özhan’a göre Tuti-i mucize-guyem kültürünün onun içerisindeki bin bir türlü güzelliğin bugün tekrar ihya olunması yeni nesillerin tertemiz kulaklarına güzel gönüllerine yerleştirilmesi lazım.Çünkü Tuğrul İnançer’in isabetle ifade buyurduğu gibi Tuti-i mucize-guyem ne ise Süleymaniye odur. Böyle bir eser için Süleyman gibi bir padişah Sokollu gibi bir vezir Sinan gibi bir mimar Barbaros gibi bir kaptanı derya Ebussuud gibi bir şeyhülislam gerekir.

Eserden öğrendiğimize göre Cenab-ı Hakkın mürsel kulları vardır. Yani özel olarak gönderdiği kullar.Bunların birinci sınıfını peygamberler bir müteakip sınıfını veliler bir müteakip sınıfını da sanatkarlar teşkil eder.Sanatkarlar Allah’ın özel olarak gönderilmiş kullarıdır. Nurettin Topçu “ vahiy ile sanatkarın ilhamı arasında mahiyet farkı değil sadece derece farkı vardır” der. İşte bu büyük bestekarlar güfte seçiminde arifane davranmış sonra güftenin içindeki mananın melodisini yazmışlardır. Eğer insanımız bu güftelerde anlatılmak istenen manayı ezberleselerdi hem ilim hem irfan vadisinde ilerleyecek yüceleceklerdi.

Bir mana alemini dört satırlık şarkıya sığdıran atalarımız bu eserlerle bize bir başka dünyanın kapısını aralar.

Yükselen namenle bak solan gül renk aldı

Gözlerinde gözlerim başka aleme daldı.

Beyti üzerinde düşünelim diyor yazar. Yükselen nameyle solan güllerin renk alması şaşılacak birşey değil sevildiğini her mahluk anlar.Katılmamak mümkün mü.

“ Severim her güzeli senden eserdir.”

Mısra’ında Yaradılmışların hepsinde yaradanı görmek her nakışta nakkaşı görmek halkımıza malolmuş bir anlayış değil midir? Her güzeli “ Rabbisi güzel” nidasıyla sevmez miyiz?

Vücud ikliminin sultanı sensin

Efendim derdimin dermanı sensin.

Vücud ikliminin sultanı, kainatının merkezi herkesin kendisidir.O dar varlığın hendesesinden kurtulanlar için ise sonra hiç eskimeyen güzelliğine hiç doyulmayan Cenab-ı Haktır.

Güzel aşık cevrimizi çekemezsin demedim mi

Bu bir rıza lokmasıdır yiyemezsin demedim mi

Bu dizelerde bize zulüm gibi görülen aslında lütuf olan ikram olan nefsimizin terbiyesi için yaşanan imtihanlar dile gelir.İmtihanlar herkese göre değildir.Bu terbiyede can acısı vardır.Bu duraklara takılmayanlara ne mutlu.

Gözlerinden içti gönlüm neş’eyi

Senden öğrendim gönülden sevmeyi.

Dizelerinde şair senin gönlüne gözlerinden yol buldum diyor. Çünkü gönlün penceresi gözdür.

Bir bakışla başka bir alem yarattın sen bana.

Bir bakışla kişiyi yücelten, yüceltme kudretine sahip gözler gerçektir. Hüsn-ü nazar var, himmetli nazarlar var.

Ömer Tuğrul İnançer ve Ahmet Özhan tasavvuf ikliminden naklettikleri bu beyitlerle okuyucuyu alelade hayatından farklı bir boyuta geçirir. “Hakikaten zannedilmesin ki tasavvuf bir zamanlar varmış Efendim divanlar bir zaman yazılırmış. Onları bir zamanlar bestelemiş birileri.Öyle değil.Tasavvuf her zaman var.Ve kıyamete kadar da varolacaktır.

Özetle; şiirle kelimelerin yetmediği yerde müzikle verilmek istenen mesaj insan olmak dürüst insan olmak çevremize faydalı olmak hizmet şuuruyla yaşamak hep hizmet üzre olmaktır vesselam.


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz