KÜTAHYALI ŞÂİRLER SİLSİLESİ: ŞEYHÎ (HEKİM SİNAN)

Şeyḫî dilinde şâm u seḥer himmet ü duʽâ

Vird oldı neylesün daḫı dervîş varına

(Şeyhî’nin dilinde sabah ve akşam himmet ve dua vird (zikir) oldu. Derviş varlığını (malı mülkü) ne yapsın.) 

Merhabalar sevgili okurlarım. Sizleri, Germiyan topraklarından hoş bir seda ile gönüllerimizi huzura eriştiren şiir rüzgarıyla selamlıyor, ilmin sonsuz ikram ve izzetleriyle aklımızın ve kalbimizin saadete ermesini en içten duygularımla niyaz ediyorum. Ne mutlu bir yazı ki Kütahya’nın bitmek bilmeyen kültür, edebi, tarihi hazinesini; sizlere yeni bir seri ile sunmayı nasiplenmek… 

İşte! Her yazımda üzerine basa basa söylediğim gibi; benim tarihim içinde yüzeni, ucu bucağı belli olmayan denizlere götürüp her sunduğu bilgi ile de bizleri bilinmezlik diyarlarında boğulmaktan kurtararak yetişen neslimize rehberlik etmektedir. Bir edebiyatçı olarak bugün, o derya denizin ilim rehberlerinden, Germiyan muhitinin en önemli mesnevi şairi olan Şeyhî’yi yeni serimizin ilk şairi olarak sizlere sunmuş olmaktan dolayı çok mutlu ve gururluyum. Ee edebiyatçı olunur da hemşerimiz olan şairlerden bahsetmemek olmaz mı? O zaman haydi! Elimiz de bir şiir gibi akıp bu kıymetli şairi sizlere nakış nakış sunsun. 

asa

 

Asıl adı bazı kaynaklarda Yusuf bazı kaynaklarda Sinan olarak geçen şair Şeyhî, Germiyan beyliğinin merkezi olan Kütahya’da doğmuştur. Devrin en önemli kültür merkezi olan Kütahya edebi muhiti içinde yetişmiş, burada şair Ahmedî’den ve diğer alimlerden ilim tahsil etmiştir. Sehî ve Latifi tezkirelerinde Şeyhî' nin, tahsilini ilerletmek üzere genç yaşlarında İran'a gittiği bildirilmektedir. Yine Sehî Bey’in Heşt-Behişt (Farsça: Sekiz Cennet demektir.) tezkiresinde yazdığına göre burada; diğer ilimlerle beraber tasavvuf, hikmet ve tıp ilmi görmüş ve Seyyid Şerîf-i Cürcânî ile ders arkadaşlığı etmiştir. Şeyhî İran’dan tasavvuf ve edebiyatta derin bilgiler elde ederek hazinesi dolu bir hekim olarak dönmüştür. İran dönüşü sırasında Ankara’ya uğramış ve Hacı Bayram-ı Velî’ye intisap ederek “ŞEYHΔ mahlasını almıştır. Eserlerinde tasavvuf izlerine bolca rastlanan Şeyhî’nin, Şeyhlik yapıp yapmadığı kesin olarak bilinmemektedir. Lakin Hacı Bayram-ı Veli’nin dergâhında çile çekerek bâtın ilimlerde yıldızını parlatması kesin olarak bilinmektedir. Bu konu ile alakalı olarak:

Tuhfetü 'l-mücâhidîn’de, Enisî'nin Menâkıb-ı Ak Şemseddin'inde ve Riyâzü 'ş-şuâra'da anlatılan bir fıkra bunu bize açık şekilde bildirmektedir:

Birgün Akşemseddin birkaç müridiyle tefekküre dalmış iken, yüksek sesle:

“Âferin be hey Germiyân Türkü!” demiş.

Yanındakiler, Akşemseddin’e, niye böyle seslendiğini sormuşlar. Akşemseddin, şöyle cevap vermiş:

“Madde Âlemi’nden Mânâ Âlemi’ne geçtim. Dördüncü kat göğe çıktım. Orada meleklere emrolunmuş, hiç durmadan şu beyiti okurlar:

‘Ey! Kemâl-i kudretin nefhinde ‘Âlem bir nefes

V’ey! Celâl-i ‘izzetin bahrinde Dünyâ keff ü hes’

(“Ey! Sonsuz kudretinin sûrunda, üfürdüğü rüzgârında Âlem’i bir nefes hükmüne koyan (Allâh’ım!)  (Ve) Ey! Yüceliğinin denizinde Dünyâ’yı bir avuç çer-çöp derecesine küçülten (Allâh’ım!)”)

Meleklere:

‘Niçin bu beyiti okursunuz?’ dedim.

Şöyle cevap verdiler:

‘Germiyân Eli’nde, Şeyhî derler bir şâir vardır. Bu okuduğumuz beyiti o söyledi ve Allâh Te’âla’ya hoş geldi. Bize buyurdu, biz de tesbîh eyledik.’

Meleklerin tesbîh eylediği beyiti söylediği için, ben de Şeyhî Efendi’yi murâd ederek:

‘Âferin Germiyân Türkü!’ derim.

İstanbul’un manevi fatihi olan Akşemseddin’in ağzından bu methiyeleri duymak Şeyhî için ne büyük saadet olmuştur ki Tuhfetü 'l-mücâhidîn’de Şeyhî’nin bu haberi alınca şevk, sevinç ve kalp huzuru ile bu yolda birçok şiirler daha meydana getirdiği yazılıdır. 

Bununla beraber memleketi Germiyan’a dönen ve burada bir attar (aktar) dükkânı açıp hekimliğe başlayan şair, önce Germiyan Beyi II. Yakup’un hususi tabipliğini yapmış daha sonrada hekimliği ile yayılan şöhretini çeyiz mevzusu itibariyle Osmanlı sarayında icra etmeye devam etmiştir. Çelebi Mehmet’in Karaman seferi sırasında Ankara’da rahatsızlanması sebebiyle Kütahya’dan getirtilen Şeyhî Sinan, padişahın diğer tabiplerinin çare bulamadığı hastalığına çare bulmuş ve Çelebi Mehmed kendisine pek çok ihsanlarda bulunup hususi tabipliğine tayin etmiştir. Bilhassa göz hastalıkları konusundaki ihtisası, göz hekimliğinin kudretiyle alakalı, tezkirelerde Şeyhî’den çokça bahsedilmiştir. Müneccimbaşı Şeyh Ahmed Dede ve Sicill-i Osmanî müellifi Mehmed Süreyya'ya göre Osmanlı devletinin ilk «reis-i etibba» sı (sertabibi (Başhekim)) Şeyhi'dir.  

SASA

 

Hekimliğinin yanı sıra şairliğiyle de şöhret kazanan Şeyhî, devrinde klasik edebiyatı ana hatlarıyla ortaya koyan ilk şairdir. Kendinden önce çok geniş bir edebiyat geleneği olmadan 15. Asırda telif bir eser yazması edebiyatımız açısından oldukça önemlidir. Germiyan sarayında kendisine eğitim veren hocası Ahmedî dahi onun kadar iyi derecede şiir kaleme alamamıştır. Öyle ki divan edebiyatının Mesnevi şairi olan Şeyhî’yi, divan edebiyatımızın kurucu şairlerinden biri olarak sayabiliriz. 

Eserlerine bakacak olursak; Türkçe Dîvânı, klasik edebiyatımızın temel taşlarından birini oluşturmuştur. Ahmedî ve Ahmedî Dâî’nin divanlarından sonra Anadolu sahasında tertip edilmiş en eski divanlar arasında önemli bir yere sahiptir. Bununla birlikte Nizâmî-i Gencevî’den tercüme olan Anadolu sahasında yazılmış ikinci ancak en önemli ve en güzel örneği olan Hüsrev ü Şîrîn tercümesinde, esere yaptığı ekleme ve çıkarmalarıyla bir nevi orijinallik özelliği katmış ve Hüsrev ü Şîrîn’i Türkçeye aktaran ilk şair olmuştur. Eserleri arasında benim de bilhassa çok önem verdiğim bir başka mesnevisi aklımızdan hiç çıkarmamız gereken Har-nâme (Eşeknâme) adlı eseridir. 126 beyitlik mesnevi türünün bütün özelliklerini içinde barından Türk Edebiyatının ilk fabl örneği olan bu eser; mizah ve hiciv edebiyatımızın da şaheseri olarak bilinmelidir. Şair, hekimliğindeki mahareti sonucunda padişah tarafından kendisine tımar olarak verilen Tokuzlu (Dokuzlu) köyüne giderken köyün eski sahipleri tarafından yolu kesilip hırpalanmış ve nesi var nesi yoksa elinden alınmış, bunun üzerine kalemi eline alarak Har-nâme’yi yazmış, padişaha hiciv ve mizahi bir dille bu durumu anlatmıştır. Eserde öküzlere özenen bir eşek bütün tarlayı mahvetmiş bunun sonucunda da sahibi eşeği döverek kulaklarını ve kuyruğunu kesmiştir. Eşek gözyaşları içinde akıllı eşeğe rastlamış ve pişman olduğunu söylemiştir. Şair burada hikâyeyi kendi başından geçen olaya çevirir ve padişahın adaletini temenni eder. Kısacası “Boynuz umdum, kulaktan oldum” diyerek mizahi bir anlatışla olayı hicveder (yerer). Bunun yanında tıpkı Yunus Emre’nin şiirleri gibi Sehl-i mümteni (yazılması kolay gibi gözüken ancak derin bir mana alemine sahip şiirler) örneği olan Har-nâme çok sade bir dille yazılmıştır. 

Bakınız! Germiyanlı Şeyhî hayvan kahramanlarının yer aldığı fabl örneğini, Fransız Jean de La Fontain’den iki asır önce yazmış ve bunu Anadolu sahasına başarıyla sunmuştur. Bugün La Fontain Masalları olarak Fransız edebiyatçısının kaleminden çıkan her hikâyeyi ezbere bilen çocuklarımızın, ondan iki asır önce yaşamış Kütahya’nın zengin kültür merkezinde yetişen Şeyhî’den haberleri var mıdır acaba? İşte bu bizim eğitim sistemimizin aynaya yansıyan aksimize bizi yabancılaştırdığı büyük bir eksikliktir. Tanımıyoruz kendimizi ve tanımadıkça da tanıtamıyoruz! Fransız, İngiliz vs. eserlerinin el üstünde tutulduğu kadar bu toprakların bağrından kopmuş Har-nâme’yi bilmemek, bilip de okumamak, okutmamak bizim ayıbımızdır. Çocuklarımızı kendi edebi ürünlerimizle beslemek varken, çağdaş, global, değişen dünya tabirleriyle süslenen batı özentiliğinin getirisi olan kaynaklarla beslemek, benim hazinesi ağzına kadar dolu olan tarihime sırt çevirmektir. Yabancı kaynaklar okunmasın demiyorum aman haa! Fakat çekirdek önce kendi suyuyla beslenmeli. Beslenmeli ki tutunduğu toprağının kıymetini bilsin. Önce kendi öz toprağında filizlensin sonra meyvelerinin çekirdeklerini başka topraklarla çeşitlendirsin. Çeşitlendirdikçe de özün ne kadar kıymetli olduğunu kavrayabilsin. Anneler, babalar, kardeşler! Kitaplığımıza birer Har-nâme alıp gece uyumadan önce çocuklarımıza Şeyhî’yi okumanın tam zamanı değil mi? Aynaya baktıklarında kendilerine yabancılaşan bir nesil değil, kendisini gören bir nesil istiyoruz. Hz. İbrahim misali; ateşlerin ortasındayken gül bahçesine erişmek bu inanç ve ilim yolundan geçer. O zaman haydi! Cehaletin ateşini hep beraber söndürelim ve sonu gül bahçesine giden kadim mirasımızı sımsıkı koruyalım!

Haa bir de! Şeyhî’nin kabri Kütahya’da Yoncalı yolu üzerinde, bir adı da Dumlupınar olan şehre yedi kilometre uzaklıktaki Çiftepınar köyündedir. Son zamanlarını kendi topraklarında hizmet ederek geçiren bu Kütahyalı büyük şairimizi, hekimimizi; yolunuz düşerse ziyaret edip birer Fatiha okumayı eksik etmeyiniz. 

HAR-NÂME’den

Benem ol gam yükindeki har-ı leng

Gussalar balçıgında vâlih ü denk 

(O gam yükü altında, kaygılar balçığında şaşırmış, hayrete düşmüş topal eşek benim.)

Ne yüküm bir nefes giderici var

Ne biraz çekmegine yancı var

(Ne ağır yükümü bir nefes giderecek bir kimse var, ne de biraz taşınmasına yardım eden biri.) 

Har gedây-iken arpaya muhtâc

Gözedürem k'urıla başuma tâc

(Arpaya muhtaç koca bir dilenci iken başıma taç giydirilmesini gözetirim.)

İster iken halâlden rûzî

Varın itdüm hâramîler rûzî

(Helalden rızk isterken, varımı yoğumu haramilerin nasibi kısmeti yaptım.) 

Hükm-i sultâna k'ola pâyende

Çarh çâkerdurur felek bende

(Padişahın buyruğu daim olsun. Gök onun uşağı, felek kölesidir.) 

KAYNAKÇA: 

ŞENTÜRK Ahmet Atilla, KARTAL Ahmet (2019) “ÜNİVERSİTELER İÇİN ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ”, DERGÂH YAYINLARI, İSTANBUL 

TİMURTAŞ Faruk K. (1954) “ŞEYHÎ'NİN HAYATI VE ŞAHSİYETİ”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Pulhan Matbaası, Cilt V 31 Aralık 1953, İstanbul


Paylaş: 

Okur Yorumları

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.

Yorum Yaz