...

3.1.2022
4983

KÜTAHYA’NIN ATA KİTABESİ: TAŞ VAKFİYE

Merhabalar sevgili okurlarım. Sözlerime; Seyahat Ya Resulallah’ın muhatabı olan, hemşehrimiz Evliya Çelebi’nin Kütahya insanı tasviriyle başlamak istiyorum. Ona göre;

Kütahya halkı, gayet garip dostu olup, şecaatli ve bahadırdır. Bilginleri ve fazılları çoktur. Herkes tarafından muhabbet ve sevgi ile karşılanır ve karşılarlar.

Yazıma çok hoşuma giden, gurur yüklü bu tasvir cümleleri ile başlamayı tercih ettim. Yüzyıllar geçse bile bu topraklar üzerinde yaşayan halkın evvel zamanlardan ahir zamanlara kadar muhatabına nasıl gözüktüğü benim nazarımda çok kıymetlidir. İşte muhterem hanımefendiler beyefendiler, şimdi ayna karşısına geçip hala böyle miyiz? Diye sorar mıyız? Zira kurulmuş bir sosyo-kültürel beyliğin en önemli mihenk taşı, yıllar sonra bile övgüyle bahsedilecek bir mirası bırakmaktan geçer.

Atalarımız bu vazifeyi layığıyla yerine getirmiş olmakla birlikte bırakılan her bir mirasın da hamiliği boynumuzun borcudur. Bugünkü yazımda sizlere çok önemli bir mirastan bahsetmek istiyorum. Daha önceki yazılarımızdan aldığımız ilham ve derin araştırmalarımız sonucunda Germiyanoğulları Beyliğini hakkında bilgiler vermiştik. Türkçeye yapmış oldukları hizmetler açısından çok önemli olmakla birlikte adeta bir belge niteliğinde olan II. Yakup Bey’in “Taş Vakfiyesi” ile Bursa’daki Umur Bey Kitabesi; Türk Tarihi’nde Göktürk ve Uygur kitabelerinden sonra taşa yazılmış Türkçe vesikalar bakımından ilk sırayı almaktadır. Şu anda Kütahya Çini Müzesinde bulunan bu Taş Vakfiye, Germiyanoğulları Beyliğinin ilim ve kültür hayatını yansıtan en önemli eserlerinden birisidir.

Bu eser günümüze kadar gelmiş olmakla birlikte zamanın iktisadi, sosyal ve kültürel hayatını da tasvir etmiştir. Bu kitabenin Selçuklu ve Osmanlılardaki genel yapının dışında Farsça veya Arapça olmayıp Türkçe yazılmış olması da önemlidir. II. Yakup Bey bu Taş Vakfiyeyi Türkçe yazdırmakla milli şuuru ve gururu yansıtmıştır. İçerik itibariyle incelendiğinde ise dini, ilmi ve sosyal amaçlı inşa edilen bu yapılar bütününün ve vakfiyede geçen ifadelerin II. Yakup’un topluma bakışını yansıttığı aşikârdır. Bakınız, bir ibadetgâh olarak dine, medrese ile ilme, imaret ile misafire hizmet eden; özellikle misafirlerin ve onların binekleri olan atların dahi doyurulması, hasta olanların tedavisi, ölenlerin defni gibi görevleri ücretsiz yerine getirmekte olup, vakfiye şartı gereği gelen misafire “git” denilmemesi insanlık açısından çok güzel bir detaydır.

Bu anlayış aklıma Dede Korkut’ta geçen konuşmaları getirmekle birlikte sahip olduğumuz “insan” kimliğimiz, pamuklara sarılıp, toprağa serpilip kuruluşun sırrı bir çınar gibi bütün topraklarımızı gölgelendirmelidir. Şu imrenerek baktığımız, okuduğumuz insanlar yabancı değiller; bizzat bizim üzerine bastığımız topraklarda gezinmiş insanlar.

Kapıları hiç kapanmayacak bir medeniyete sahipken, zengin kültür ve tarihiyle övünecekken o kapıları suratımıza çarpmak niye? Nitekim II. Yakup Bey’de Taş Vakfiye’sinde muhatabına bizzat seslenir ve Vakfiye’nin 5. Satırındaki “…Bu evin kapısı açıldı ve işlendi (kapanmaya)” şeklindeki cümleden, bu vakfın dünya durdukça yaşatılmasını istediğini kasteder. Ayrıca II. Yakup’un vakfiyesini taşınmaz belge niteliğinde taşa kazıtması, O’nun beylikler devrinde

Germiyan Beyliği’nin feodal yapısını kalıcı kılan bir eser tesis etmeye çalıştığını göstermektedir.

Taş Vakfiye bu yönüyle adeta Germiyan Beyliği’nin tapusu gibidir. Yaptığım araştırmalar ve okuduğum bilimsel makalelerdeki bilgileri size bizzat vermiş olmakla birlikte bu önemli husus hakkında titiz bir çalışma yürüttüğümü de söylemek isterim. Bazı şeylerin kadri kıymeti bu satırlara dahi sığmayacak bir hazine gibi taşar. Benim tarihim de hiç şüphesiz içi mücevher ve değerli taşlarla dolu milyonlarca sandık gibidir. Bazen bir devenin sırtında, bazen iki adamın omzunda, bazen bir yük kervanıyla fark etmeksizin; yollar, yıllar alması bizim onu bu zamana ve gelecek zamana taşımamızı engellemez. Ama sorumluluk almaktan kaçtığımız gibi hatta Mehmet Akif’in “Bülbül” şiirinde dediği gibi:

Ne hüsrandır ki: Şark’ın ben vefâsız, kansız evlâdı, Serâpâ Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!

Bazen hüsranlara uğrayabiliyoruz. Ama motorları maviliklere sürmek için geç değil.

Bir sonraki yazımızda Vakfiye’nin fotoğrafını ve 30 satırlık okunan kısmını ayrıntılı bir şekilde vereceğiz.

KAYNAKÇA:

1) Sıddık ÜNALAN, “BATI ANADOLU BEYLİKLERİNDEN GERMİYANOĞULLARl BEYLİĞİNDE SOSYAL-KÜLTÜREL ve İKTİSADİ HAYAT” Fırat Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi sayı:2, Elazığ, 2015

2) Prof. Dr. Mehmet ERSAN - Prof. Dr. Mehmet ŞEKER, “Uluslararası Batı Anadolu Beylikleri Tarih, Kültür ve Medeniyeti Sempozyumu –III Germiyanoğulları Beyliği Kütahya” Ankara, 2017

3) Özlem SOYER ZEYREK, “XVIII. YÜZYILDA KÜTAHYA VAKIFLARININ SOSYAL VE EKONOMİK HAYATA KATKILARI” AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI DOKTORA TEZİ” Afyonkarahisar, 2015


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz
park hayat