...

27.10.2020
1145

İYİLİĞE DAİR

Merhaba sevgili Tavşanlılılar,

 Bugün ilk yazımda bahsettiğim gibi, sizlere toplum ve gidişatı hakkındaki görüşlerimi paylaşacağım. Evet yaşlısından gencine, kadınından erkeğine, toplum olarak iyiye gitmediğimiz, bir gerçek olarak gün geçtikçe daha da kendisini hissettiriyor. Hal böyle olunca, esnaf sohbetlerinde olsun dost meclislerinde olsun herkes, gerek toplumdan gerek gidişattan bahsetmeden geçemiyor.

Bu demeçlerden sizlere birkaç gözlemimi paylaşayım. Öncelikli olarak, kabul edilmiş bir tez sunuluyor önümüze, eğitim şart!  Herkes bu konuda hem fikir. Eğitimin gelecek olduğu toplumca benimsenmiş. Eğitim sorunu yıllardır var diyor biraz eskiler. Bunun yanında Toplum olarak bağımızdan koptuk diyen de var, bağlarımız çürüdü diyen de. Biz her ikisine de hak vererek konuyu birey gözünden inceleyelim.

Bireyin fıtratı ne ise, toplumun da fıtratı odur. Yani birey çürüyorsa, toplum da çürümeye başlar. Bu çürüme ise daha çok adaletin karşısında, heva ve hevese tabi olmakla başlar. Bir örnekle olayı açıklayayım. Sigara içmek, tamamen keyfidir ancak haksız bir eylemdir çünkü istisnalar dışında sağlığa zarar verir. Birey sırf hevesi nedeniyle kendi beynini çürütmekle kalmaz, aynı zamanda sigara izmaritlerini yere atarak yaşadığı toplumu da çürütür. Bu bireysel çürümenin karşısında duramayan diğer bireyler, gözlerini yumarak toplumun çürümesine izin verirler. Herkesin kendi bitmek bilmez keyfiyetine tabi olması, toplumu adaletsiz kılar. Toplum adaletten uzaklaştıkça, keyfiyet önlenemez hale gelir. Bu durumda ise Rahmani akıl gereği, toplumu düzene sokacak, peygamberler gönderilir. Bu konu Kuran’da “  Rabbin, ülkelerin merkezi yerlerine, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helâk edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helâk etmeyiz. (Kasas:59) ” , diye geçmektedir. Buraya kadar olanlar malumatımız, herkesin özünde idrak ettiği şeyler. Bireyin keyfiyeti ile başlayan çürüme, peygamberlerin gönderilmesine kadar uzanır. Biz ise bu çürümenin önüne yine ancak ve ancak Rahmani akılı devreye sokarak dur diyebiliriz. O akıl ise insanın fıtratıdır, fıtratı olan İslam dinidir. İslam fıtratını korumuş kişileri salih, fıtratını bozmuş kişileri ise bozguncu olarak tanımlar.

Peki fıtrat nedir? Kutsal kitabımız Kuran, fıtratı, iyiliği emretme ve  kötülükten sakındırma olarak açıklar. Yani insan Yunan düşünürlerin üzerinde düşündüğü gibi ne tamamen iyidir, ne de büsbütün kötü. Kuran, insanın içinde olan iyiyi ve kötüyü, nereye nasıl kanalize edeceğini söyler. İşte bu durumda, kanaatimizce bize düşen görev, hakkı sağlamak adına deyim yerindeyse çürümüş zihinlere oksijen pompalamaktır. Bu oksijen görevini üstlenecek olan şey, iyilik üzerine temellendirilen bireyin ahlakıdır. Bu ahlakı Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), şöyle tanımlar:  Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez ( Tirmizi,Birr,33) Bireyin fıtratındaki iyiliği seçmesi, onu hakka ve adalete yakınlaştıracak, toplumun iyilik damarlarına kan yeniden akacak, değişim bu temel üzerinden başlayacaktır. Bu nedenle sevgili okurlar, fıtratımıza dönme vakti geldi. İlk öğretmenimiz olan kalbimize sorma vakti geldi. Bu yazımı sonlandırırken, herkesin kendisine, eşine, dostuna sorması gereken bir soruyu da, yazımla ilgili olarak, öncelikle kendime sonra sizlere, Kurandan alıntılayarak soruyorum.

“Bu gidiş nereye ?” ( Tekvir,26 )                             İsmail Cenk Akan.

 

 

 


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz