...

4.9.2020
1067

Kurtuluş’un Anlamını Yaşayanlar Yaşattılar

3 Eylül Tavşanlı’nın Kurtuluş Günü bu yıl pandemi nedeniyle içe dönük yaşadık.Benim için, farklı bir anlamı vardı. İşgal günlerini ve Kurtuluş ‘u yaşayan bize anlatarak yaşatan  Babaannem Zehra Kocabaş’ın vefatının da yıldönümüydü.

Babaannem dışında, çocukluğumuzu arkadaşlıktan öte kardeş gibi olduğumuz, Nurten Ünlü’nün Dedesi Mehmet Ünlü idi. O da yaşıyordu.

Tavşanlı tarihindeki Mehmet Ünlü;

“Tavşanlı Kaymakamı Kamil Bey, İğillerin Mehmet (Ünlü) komutasındaki 9 kişilik süvari keşif mangasını, Derbent, Uzundere-İlkilidere-Kuyualtı mevkiine göndermiştir. Orada önceden mevzilenmiş Mehmet Çavuş komutasındaki Milli Kuvvetler tarafından durdurularak Yunanlıların, birkaç saat uzağa kadar olan yerleri işgal ettiklerini, daha ileri gitmemelerini bildirmiştir.”

Mehmet Dede odasından çok fazla çıkmazdı. Kılıcı, madalyası rafta dururdu. Namaza hemen sokağımızın başındaki Kurşunlu camiye giderdi. Ağır adımlarla giderken, gülümser selam verirdi. Daima, düzenli, özenli , giyinirdi. Bastonuyla yürürdü ama, öyle bastona da yaslanmazdı. Bastonu daha çok onun vakarını tamamlayan, bir aksesuar gibiydi. Ciddiydi ama bakışlarında güven veren, ilgili bir derin gülümseme var gibiydi. Ama en çok da, omuzlarında, sanki bütün yaşadıklarının yükü var gibiydi. 

Babaannem, aynı zamanda mahalle hocasıydı. Pek çok çocuğa Kuran-ı Kerim öğretirdi. İşgal günlerinde de, dedem ve dedemin annesi Fatma ninemle, yine evde çocuklara ders verilirmiş. Evlerden evlere geçitler yapmışlar. Eski evlerimizin sokağa bakan yüksek ve kalın duvarları onların fazla sokağa çıkmadan komşularıyla işbirliği içinde yaşamalarını sağlamış. Çünkü sokakta Yunan askerleri devriye gezerlermiş. O sıralar, komşuluk ve dostluk içinde yaşadıkları rum ve ermeni ailelerin çoğu, Yunan askerleri gelince tavır değiştirmişler. Ekmek bulamadıkları günler olsa da, ambarında tahılı olanlar olmayanlarla paylaşa paylaşa sıkıntı aşılmış. O günlerde, Tavşanlı’da, eli silah tutanlar cephede, yaşlılar, çocuklar, kadınlar, özürlülerle, hayata tutunmaya çalışmışlar.

Babaannem her 3 eylülde, ağlardı. Törenlere giderdik. Geçit tören boyunca gözleri hep dolu dolu olurdu. Hem sevinirdi hem de o işgal günlerinin sıkıntılarını aklından çıkaramazdı. Biz de hem, Mehmet Dede, hem de Babaannemizle, kurtuluşun anlamını adeta yaşadık.

Şimdi, artık o günlerdeki gibi olmasa da, yine de Atatürk’ün  “Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! “ hitabındaki gibi. Bugün artık, 15 Temmuzda yaşadığımız büyük ihanet gibi, hain, sinsi planlarla, vatanlara göz dikiliyor.

Biz şehit torunlarıyız,İşgalin ne demek olduğunu, düşmanların neler yapabildiklerini görüyoruz.

Vatanımızın Bütünlüğü, Bayrağımız ve Milletimiz, ortak paydamız budur. Biz bize sahip çıktığımız ölçüde, bizi kimse yıkamaz.


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz