...

19.8.2020
987

Amerikan Desteğiyle İktidarı Kim İster?

Selma Kocabaş Aydın

Türkiye gündemine, Amerikan Başkan adaylığı  seçim kampanyaları sürecinde, New York Times’ın  hazırladığı bir programda,Adaylardan  Jhon Biden’in, Türkiye ile ilgili sözleri ve planları ortaya çıktı. Bu kayıtlarda:

Biden  tercüme edilen sözleri ve vaadleri şöyle: 

"Bence yapmamız gereken ona (Erdoğan'a) karşı farklı bir yaklaşım izlemek. Muhalefetin liderlerini desteklediğimizi açık şekilde belirtmeliyiz. Açıkça pozisyonumuzun parlamentoda da yer edinmek isteyen Kürt nüfusun entegrasyonunu sağlamak olduğunu söylemeliyiz. Yanlış olduğunu düşündüğümüz şeyler hakkında sesimizi çıkarmalıyız. Yaptıklarının bedelini ödemeli. Bazı silahları ona satıp satmayacağımızla ilgili, bir bedel ödemeli. Özellikle de üzerinde F-15 uçurarak çözmeye çalıştıkları bir hava savunma sistemleri olduğunu düşündüğümüzde. Bunlar hakkında çok endişeliyim."

"Ama hâlâ, geçmişte yaptığım gibi, onlarla (muhalefet) doğrudan iletişimde olup, hâlâ var olan unsurlarını destekleyip onları Erdoğan'ı mağlup etmeleri için cesaretlendirebiliriz. Darbe ile değil, darbe ile değil, seçimle."

"(Erdoğan ve partisi) Dağıldı, İstanbul'da dağıldı, peki biz ne yapıyoruz? Oturup teslim mi olacağız? Yapacağım son şey ona Kürtler konusunda boyun eğmek olurdu. Onunla Kürtler konusunda birkaç kez görüşmüştüm. O dönemde henüz üzerlerine gitmiyorlardı."

"Her neyse, şunu açıkça belirtmeliyiz… Günün sonunda Türkiye de Rusya'ya bağımlı olmak istemez."

"Çok endişeliyim, çok endişeliyim. Hava sahalarımız ve onlara erişimimiz konusunda da çok endişeliyim. Bölgedeki müttefiklerimizle bir araya gelerek onun bölgedeki faaliyetlerini tecrit etmek bizim için çok çaba gerektiren bir iş. Özellikle de Doğu Akdeniz'deki petrol faaliyetleri gibi uğraşması çok uzun süren birçok diğer konu… Ama cevabım şu; evet endişeliyim."

Böyle bir desteği kabul edecek bir siyasi ya da parti olabilir mi?

Bence bu topraklarda doğan, büyüyen, ekmeğini yiyen ve kimliğinde, Türkiye Cumhuriyeti yazan hiç kimse için böyle bir destek kabul edilemez. 

Ancak bu ifadelerin ortaya çıkması bizler için, artık kendimize has, ortak değerlerimize has, birbirimizi yıpratmadan,yepyeni bir tarz içinde siyaset yapılması gerekliliğinin hayatiyetinin  alarmı gibi. 

O yüzden; dersimizi çıkarmalıyız;  Küresel güçlerin, dünyada hangi ülke olursa olsun, o ülkenin kaymağını yemek için, suyunu çıkarıp posasını bırakmak için yaptıkları, uyguladıkları planları anlayarak buna göre, birlik ve beraberlik içinde, laf cambazlıklarıyla, küçük işlerle, münazaralarla vakit kaybetmek yerine, geleceğe odaklanmak zorunluluğumuzu sorumluluk bilmeliyiz. 

Artık İMF’ye borçlu değiliz. Geçmiş dönemlerde, her seçimlerde İMF heyeti gelip, bütün partilerin başkanlarıyla görüşürlerdi. Bu görüşmeler, borcun kapanmasının adından bitirildi. 

Kütahya’da Recep Tayyip Erdoğan sanıyorum 2007 genel seçimleri öncesi mitinginde; konuşmasında “İMF defterini Kapacağız” demişti. 

Ben, 1947 yılında üye olunan, 1961 yılında ilk borç alınan İMF’den çıkılabileceğine doğrusu inanamamıştım. Yıllardır, İMF’den çıkılsın diyen pek çok gencin, yargılandığını bildiğim bu söylemin gerçek olabileceğini düşünmüyordum. Seçimlerden sonra, bir bakana bunu sordum. İMF’den çıkılacak mı ? diye. Bakan “evet süreç içinde inşallah o defter kapanacak” dedi. Bu açıklamanızı yayınlayabilirmiyim diye sorduğumda ise; “sadece bilin” diye cevapladı. Ve sonunda İMF defteri kapandı. 

Sonunda gerçekten de defter kapandı. 25.09.2019  tarihinde;  AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un “ IMF sadece ekonomik konularda tavsiyelerde bulunan bir kuruluş değildir. küresel finans kapitalizminin önemli siyasal kurumlardan birisidir. son söyleyeceğimi en başta söyleyeceğim. Birileri istese de istemese de Türkiye IMF'ye muhtaç kalmayacaktır. Türkiye IMF defterini kapatmıştır.” ifadesinde de yeraldığı şekliyle, açıklanan duruş devam ediyor. 

İMF küresel güçlerin, ülkelerdeki hedeflerine ulaşmaları için en önemli araçlardan biridir.Artık saklı gizli yanı yok.   

John Perkins’in “Bir ekonomik tetikçinin itirafları” kitap serisinde, ayrıntılarıyla anlattığı gibi… Kitap tetikçi olan yazarın  ABD’nin küresel imparatorluğunu inşa ederken hangi araçları ve güçleri ne şekilde kullandığını göstermesi bakımından önemlidir. Yazarın itiraflarından ve tespitlerinden yola çıkarak ABD’nin üç gücü zamanında ve etkin bir biçimde kullanarak küresel imparatorluğunu nasıl kurduğu anlatılmaktadır. Bunlardan en büyük rol oynayanlardan biridir İMF. 

“ABD ile ters düşen hedef ülkenin yöneticileri önce rüşvet ile itaat altına alınmaya çalışılmakta, şayet bu başarılı olmazsa o idareciler başta medya gücü ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırılmaktadırlar. Kıskaca alınan hedef ülke hükümetleri diz çökmediği takdirde yazarın “çakallar” olarak nitelendirdiği CIA devreye girmektedir. CIA, İran ve Mısır örneklerinde olduğu gibi ya dolaylı olarak (askeri ya da siyasi darbelerle) ya da hiçbir zaman ispatlanması mümkün olmayan Panama ve Ekvator liderlerinin kopya kazalarla ölmeleri/öldürülmeleri gibi faaliyetler ile görevini yerine getirmektedir. Böylece hedef ülkenin sorun yaratan yöneticileri devre dışı kalır ve onların yerine ABD ile iyi geçinen kukla yönetimler gelir (1953’te İran’da Musaddık’ın devrilmesi ve Şah Rıza Pahlevi’nin göreve gelmesi). Fakat bu aşamada da CIA başarısız olur ve ABD’nin istediği olmazsa üçüncü güç ve son çare olan askeri güç devreye girer.”

Bu gerçekleri ve karşımızda ne kadar organize güçler olduğunu bilerek;

Yapılan iyi işleri takdir edemesek de; kişilerin oturup kalkmalarıyla, duruşlarıyla uğraşmayalım. İş yapanları yıpratmaya çalışmak yerine, bizler de bir geleceğe güzel bir iş bırakmaya uğraşalım. 

Aktüel hiç kimseye yararı olmayacak toplantılar yerine, memleketimize, bölgemize katkı sağlayacak projelerle uğraşalım. 

Proje yapmak için koltuk gerekmez. Şu anda, bir çok proje çağrıları var. Bir çok değerimiz var. Kalkınma ajansları, yöresel kırsal kalkınma teşvikleri gibi, programlar var. Konuşmayla, dedikoduyla harcanacak zamanları, bir eser bırakmaya yönlendirelim. 

Eksik kusur arayıp, karalamakla, hiçbir şey düzeltilmez. Bize yaraşan ayağa takılan taşları ortadan kaldırmak değil mi? 

Mevlana “Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur.”  Demiş ya; Gelin her birimiz denizimizi büyütelim ki; kıyımıza vuranlar, inciler mercanlar olsun.


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz