...

6.6.2022
381

KADİM MEDENİYETİN KADINLARI

Kadın yükselmezse alçalır vatan

Samimi olmaz onsuz bir irfan                    Ziya Gökalp

Merhabalar sevgili okurlarım. Sizleri Ötüken’in bozkırlarında demir gibi dövülen bileği, Anadolu bozkırlarında cesaret ve merhamet timsali olan yüreği ve tarihin gür sesli bütün kadınları adına selamlıyorum. Uzun zamandır yazmayı düşündüğüm bu yazımı sizlere sunmuş olmaktan dolayı çok mutluyum. Bir kadın olarak benim de hassasiyetle yaklaştığım bu kavram birde başına Türk eklenince klavyemin sesini daha gürleştirmiş, yazımı ince ince işlememe sebep olmuştur.  

Konuyla alakalı yaptığım bazı araştırmalar sonucunda, Türk kadının tarih sahnesine çıkışının ya da sosyal ve siyasal özgürlük çerçevesinde hak verilişinin sadece dar bir alana çekilişi, onun ve onların varlığını yakın geçmişten başka bir yere sığdırmamaktadır. Halbuki Türk kadının tarih sahnesinde yer alması Türklerin ata yurtta var olmalarıyla hatta Saka topraklarının hükümdarı Tomris Hatun’dan, Balak (Belek) Han’ın ölümünden sonra Bizans’ın karşısına yüz bin kişilik orduyla çıkan Boğarık (boarık) Hatun’a kadar kaynaklarla birlikte karşımıza çıkar. Zira eski Türklerin inanç sistemlerinin bir getirisi olan kült anlayışında da Türk kadınının önemi onu kaç asır öncesinden var olduğunu ve her daim yiğitlik, cesaret, şefkat, sevgi ve saygı timsali olduğunu göstermektedir. Akıllı, bilge, temiz sıfatları ile adından söz ettiren Türk kadını her daim iffetin timsali olmuştur. O, Kurultayda söz ve Han’ın soluna oturarak yönetim hususunda bilgi ve fikri meselelerde beyan sahibidir. 

Nedendir anlamış değilim? Asenaların ve Umayların varlığı Hazar Denizinin doğusundan batısına kadar yüzyıllardır üzerine çeşitli özellik ve vasıflar da katılarak bugüne ulaşmış ve ulaşmaya da devam edecekken sadece bir cümleye sıkışıp kalmış ve onu, sahip olduğu kudretinden uzaklaştırmıştır. Zira Türk’ün hiçbir tarihinde yerlerde sürünen kadın yoktur. Aksine o, daha çocuk yaşta eğitilmiş, donatılmış ve milli kimliği asırlara taşıyacak adıyla her daim tarih sahnesinde yerini almıştır. Türk devlet teşkilatının daha Orta Asya çadırlarında şekillenmeye başlamasıyla bile Hanın yanında söz sahibi Hatun (eski kaynaklarda Katun ya da Hatun) olarak kendini göstermiş, ata binen, kılıç kuşanan, elçilik görevi üstlenen, iyi eğitilmiş Türk kadınları, kanının vermiş olduğu asaletiyle her daim sesi gür ve gücü kudretli birer Tomris olmuşlardır. Bugün hasıl olan ataerkil toplum anlayışının tam tersine eski Türklerde anaerkil bir sosyal yapı mevcuttu. Bozkır topraklarında Türkün adının değdiği her yerde kadın ve erkek eşitti. Kadının varlığına gösterilen değeri anlamamız açısından Bilge Kağan’ın kitabesinde yer alan “Tanrı Türk milleti yok olmasın diye babam İl-teriş Kağan ile anam İl-Bilge Hatun’u yükseltti” sözüyle Türk kadınının siyasal ve sosyal hayattaki değerinin son derece önemli olduğunu göstermiştir. Öyle ki Türkler de kadının yerini anlamamız açısından, bunu sikkeler de bile görebiliriz. Bir Göktürk sikkesinin üzerinde; başında Umay Ana tacı bulunan bir hatun vardır. Ve bu sikkeyle tarih “Türk kadını” simgesini bir kez daha yükseklere taşımıştır. 

Hiç şüphesizidir ki onlar kıtaları alt üst eden Türk kahramanlarını yetiştirmişlerdir. Kahramanların her daim hayır duasını aldığı o kudretli Türk kadını, anası, eşi, kardeşi; Uygur metinlerinden Dede Korkut destanına kadar birçok kadim kaynakta filiz misali boy verdiği toprağında bütün fırtınalara karşı dimdik durmuş ve asırlar geçse de gölgesi üzerimizden eksilmeyecek bir çınar misali adeta Osman Gazi’nin beşiğini sallayan Hayme Ana gibi koruyucu ve kollayıcılığını üzerimizden eksik etmemiştir. 

O halde her daim gücün ve şefkatin ruhunu içinde büyüten “Türk kadınının” atalarından aldığı övünç ile bütün dünyanın şahitliğine mazhar olduğu tarihindeki gibi baş tacı edilmesinin zamanı değil mi? 

“Tomrisler”, “Asenalar”, “Boğarık Hatunlar” ın bugün ki temsilcisi olan nice Türk kadınını asrın cenk meydanlarında; Kirosların, Bizans’ın karşısında bilim ve ilim askerleriyle meydan okutmanın zamanı değil mi? 

Birinin birinden üstün olmadığı “İnsan” “Kadını” yaftaladığı kadar tarihinde Türk kadının yerini okusa fena olmaz mı? 

E, zaten dünyanın yarısı kadın diğer yarısı da kadınların doğurduğu değil mi?

O zaman haydi “Kadim Medeniyetin Kadınları”, tarih yazmaya devam edin. Edin ki dünya bir Türk Kadının gücünü görsün! 

(KADİM MEDENİYETİN KADINLARI 2 ile devam edecek.) 

KAYNAKÇA: 

AKÇE Sema (2021) “BATI ANADOLU BEYLİKLERİNİN SOSYAL VE SİYASAL HAYATINDA KADINLAR”, AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI, Yüksek Lisans Tezi, AYDIN 

Muallâ UYDU YÜCEL, “Bozkırın Asenaları Şefkat, Sevgi ve İhtirasın Gölgesinden Tahta Giden Yol”, Çoban Yayınları (Tavsiye kaynaktır.) 



Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz
park hayat