DİLERİM HER SATIRIMIZ İYİLİĞE, GÜZELLİĞE,  DOĞRULUĞA HİZMET EDER
12.1.2021 13:54:00

Selma Kocabaş Aydın- Gazetecilik benim için bir ideal idi. Bu ideal için; ülkemizin gazeteci yetiştiren 3 okulundan biri olan bugünkü adıyla Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesini baş tercihlerim arasına aldım ve kazandım.

Gazeteciliği hem Türkiye’de Ki en başarılı gazetecilerden seçilen hocalarımızdan ve o dönemler ( 40 yılı aştı, 80 öncesi ) Babıali yokuşunu tırmana tırmana ulaştığım gazetelerin ocağında öğrendim. 40 yılı aşkın süreden beri gazetecilik yapıyorum.

Ne kadar zaman geçerse geçsin içimdeki gazeteci hep ilk haber yaptığım andaki yerde. 5 N 1 K ‘yı herkes bilir. Artık herkesin cebinde bir yayın organı var. Herkes hemen yolunun üzerine çıkan rutin, acılı, farklı olan kesitleri hemen anında, dünya çapında yayabiliyorlar.

Bu noktada gerçek gazetecilik’in anlamı daha açık seçik hissediliyor.

Öğrenci iken aynı zamanda, çalıştığım   Salih Zeki Yazanlar bana ilk işe başladığımda bir hikaye anlatmıştı:

FESÇİNİN ÇIRAĞI : Eski dönemlerde, bir kadın oğlunu FES imalatçısı bir ustaya çırak verir. Çırak üç gün gelir gider. Dördüncü gün, beşinci gün gelmeyince; usta çırağını merak edip, evinin kapısını çalar. Annesi yukarı kattan camı açıp ;

-Kim O?  Dedikten sonra fes ustasını görür. Gülümseyerek, biraz da şaşkınlıkla ; - Buyur Usta.

-Çırağı merak ettim. Gelmeyince, “hasta mı oldu yoksa, başına bişey mi geldi “ diye…

Kadın : -Sağol, çok iyi oğlum. Sayenizde öğrenmiş fes yapmayı

Usta : Nasıl Yani, üç günde ne öğrenmiş;

Annesi : Büküyormuşsun  Külah oluyormuş, Tepiyormuşsun Fes Oluyormuş deyince Usta şaşkınlık içinde;

-          Bak  şu  çırağa ; Kendisi Öğrenmiş, Anasına da Öğretmiş “ Diye söylenip, atölyesine geri dönmüş.

Bu hikaye kadar açık bir ders olur mu? Bu hikaye de benim ilk “ALAYLI” Dersim oldu. Aynı sanat dallarındaki gibi. O sıralar, gazetelerde de “ALAYLI” , “MEKTEPLİ” nitelemeleri yoğundu.

Tabii ki Gazetecilik bunun ardından insanın hayat çizgisiyle örtüşüyor. Zamanla insan sırtında ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu daha fazla hissediyor.

Bir gazetecinin haberinin yayınlanması ilk başlarda sadece haberi başarmak gibi görünse de, aslında her satırın nerelere uzandığını, dalga dalga etkiler oluşabildiğini anlıyorsunuz. Hem teoride hem de pratikte önemli bir yol katedmeden, ya da o sorumluluğu hissetmeden, ya da bakış açısında empati oluşmadan yazmak çizmek bıçak sırtında yürümek gibi bence.

Eğitimim sırasında, en çok aklıma kazınanlardan biri de İstanbul’da ilk gazetelerden biriyle ilgili örnekti.

“SUYUN BAŞINDA EŞEK ÖLÜSÜ”  

Gazeteler, satışla hayatlarını sürdüremeyecek kadar, maliyeti yüksektir. Bu nedenle de, reklamlar, kurumsal destekler olması gerekmektedir. Bu noktada reklamlar, ilanlar ile kamu hizmetlerini sürdürürler.

İsim ve zaman vermeden, bana anlatılan bir hikaye vardı.  İstanbul belediyesi gazeteye abonelikle, ilanlarla destek vermeye  başlar.  Derken yapılan seçimlerde başkan değişir. Yeni başkan gazeteye verilen destekleri görünce, bu desteğin gereksiz olduğunu belirterek, bütün destekleri kesme talimatı verir.

Gazeteciye durum iletilir. Ama başkan kararlıdır. Gazetecinin ziyareti  ve gazetenin önemini anlatmaya çalışması hiçbir şeyi değiştirmez. Bunun üzerine gazete ertesi günü büyük bir manşet atar:” İstanbul’un su kaynağı olan gölette bir eşek öldü. “ Halk belediyeye akın akın gelmeye başlar. Durum anlaşılınca; başkan gazeteciyi çağırır. “Nedir bu” diye sorunca, gazetenin ne kadar etkili olabileceğini anlatmak maksadıyla bu manşeti attığını anlatır. Başkan hak verir ve desteğini sürdürmeye devam edeceğini söyledi.

Ertesi gün, manşette; “Ölü Eşek Asılsız Çıktı “ gibi bir haberle durumu düzeltir.

Tabiiki bir gazetecinin asla yapmaması gereken, basın ahlakını hiçe sayan bir hikaye olsa da; marjinal özelliği açısından paylaşmayı istedim .

Ancak şu bir gerçek ki; her satır akıl ve vicdan süzgecinden geçmelidir. Pozitif yapıcı bir bakış açısıyla, gazetecilik gerçek anlamda toplumsal değerinin gereğini yerine getirir.

Bence, her şeyden önce vatanımızın, milletimizin, daha ileri daha güzel yarınlara gitmesine katkı olacak, sorunların çözümüne ilham verecek, bir çerçeve ile görev yapabilmek öncelikli olmalı.

Sözlerimi  basın ahlak ilkeleri ile tamamlamak istiyorum.

14 Şubat 1952’de Uluslararası Basın Enstitüsü'nün kabul etmiş olduğu bazı prensiplerin Türkiye için de geçerli sayılması üzerine, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi” adı altında bir metin hazırlandı.

Bu metin, 24 Temmuz 1960 tarihinde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ile Türkiye Gazeteciler Sendikasının ortak çabasıyla düzenlenen bir merasimle, gazeteciler ve yayın kuruluşlarının temsilcileri tarafından imzalanarak yürürlüğe girdi.

İşte, bahsi geçen “Basın Ahlâk Yasası"nın maddeler halindeki bazı hükümleri:

* Gazetecilik mesleği, şahsî menfaat için ve kamu zararına olacak şekilde kullanılamaz.

* Ahlâk dışı müstehcen yayın yapılamaz.

* Şeref ve haysiyetlere karşı haksız yayın yapılamaz.

* Kişi ve kuruluşlar aleyhinde iftirada bulunulamaz.

* Dinî değerlerin istismarı yapılamaz.

* Haberler, doğruluğuna emin olunmadan yayınlanamaz.

* Tarafgir fikirlere haber metinlerinde yer verilemez.

* Yayınlanmamak kaydıyla (of the record) verilen bilgiler, basın-yayın yoluyla yayınlanamaz.

* Yanlış yayınlar dolayısıyla gönderilen tekzipler, en kısa zamanda yayınlanır.

  Dilerim her satırımız iyiliğe, güzelliğe , doğruluğa hizmet eder. Bu arada Gazeteciler Günü nedeniyle arayan bütün okuyucularımıza ve dostlarımıza teşekkür ederiz.


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz
park hayat