...

23.7.2010
1019

ZİYARET

İhtiyar, pembe boyalı duvarlara alışalı çok olmuştu. Günlerdir yatağının üstünden inmemiş, artık hayatını buraya sıkıştırmıştı. Onun evi bu yataktı. Yemeğini burada yer, misafirini burada ağırlar, eşini de ayakucunda kıvrılabilecek kadar bir yer bırakarak, yine burada uyuturdu.
Oğlu gelince belinin altına yığdığı yastıkları az bulur, battaniyelerden birini daha destek yapar, yaslanarak oturur; torunu gelince, uzandığı yerden doğrulur onun başını kolunun arasına sıkıştırır, sakallarını yüzüne gözüne sürter sonra da uzattığı bacaklarının üzerine doğru başıyla beraber belini de eğerek otururdu. Arada bir kalın çerçeveli gözlüğünü yüzüne geçirip, onun yüzüne dikkatlice bakarak konuşur yahut dinlerdi. Her şeyi sorardı torununa. Hemen karşı meydanda kurulu pazarın fiyatlarını, kömür alıp almadığını, -kömürü sorunca da, çocukları üşütme, diye de sıkıca tembihlerdi- hükümetin durumunu, işini gücünü, harçlığı olup almadığını... Torunu, atlamadan cevaplardı bütün sorularını. Yanındaki komşularına da tanıtırdı torununu her geldiğinde. Belki de her seferinde komşuları değişmiş olurdu da kendisi, yine o yatakta mıhlı kalırdı.
Karısına, komidinin üstündeki gazeteye sarılmış bir sürü paketi gösterir, biz zaten yemiyoruz ver de çocuklar bari yesin, derdi. Bazen de süt isterdi, su isterdi. Cumaysa şayet, yeni dünya isterdi pazardan. Pencereden sarı sarı parlıyorlar namussuzlar, derdi isterken. Getirilince de bir tanesini yer, diğerlerini zorla torununa ve karısına yedirirdi. Komşular da nasipsiz kalmazdı. Gözlüğünü yine takar, sen de burada okuduydun değil mi, derdi karşıdaki yurt binasını göstererek. Hayır, diye düzeltirdi torunu, onun arkasındaki bina, yarısını görünüyor buradan. Sorulmamış gibi kalırdı, konu. İhtiyar hemen ardından, daha dün sapasağlamdı gece soluğu kesiliverdi, diye devam ederdi bir komşusunun gidişini anlatırken. Gösterdiği yatağa bakardı torun, midesini tutan, soluk yüzlü bir adamı görürdü.
Akşam çökünce başlardı ışıkların raksı. Geniş caddeden otomobiller akardı. Sirenler kayıp dökülürdü yol boyunca. Hayat, sadece akıştan ibaretti burada ve uzak evlerin perde arkası gölgelerinden. İhtiyar, yaslandığı yerden perdelere bakar dalardı. Beyaz misafirlerini ağırlama saatlerinde yüzüne bir gülümseme ve diline bir eziklik yerleşirdi. Beyim, derdi, gelenlere; bazılarına, kızım. Onlar, saat gibi kurar giderlerdi baş ucundaki damlaları.
Kapı aralığından koridor dolardı içeriye. Bazen bütün sesler, iniltiler bazen, koca bir sessizlik zorlardı kapıyı. Kendiliğinden açılıverirdi kapılar. Mum suratlı adamlar, kemikten kadınlarına yaslanarak geçerlerdi kapı önünden. Az sonra bir daha geçerlerdi. Az sonra bir daha. Ta öbür uçtan bir terlik şıpırtısı işitirdi kulakları, belki yakındı da kulakları yanılırdı, terliğin içindeki ayağı hayal ederdi. Sesler, düzenliyse yahut aksıyorsa yahut duralıyorsa... Her biri bir beden olurdu hayalinde, terlik seslerinin. Bir kolu yukarda bir kolu belinde, cilalı zeminde ayaklarını sürüyerek geçen kadınlar görürdü ihtiyar. Uzun gecelikleri, beyaz baş örtüleri içinde başka alemlerden, başka diyarlardan süzülüp gelen konuklarına bakardı ürpertiyle. Kapının önünde fısıltılarla uzayıp giden sohbetlere kulak kabartırdı. Tavandan sarkan iki dil olurdu kelimeler, sarkaç gidip gelirdi. Bir o konuşur, bir diğeri. Ta ki, koridorları dolduran bir öksürük geçerdi kapı önünden, sesler kesilir, huşu ve sükunetle dinlenirdi. İhtiyar, cebinden köstekli saatini çıkarır, gözüne yaklaştırır, kulağına götürür, bir kaç burar sonra da aldığı yere bırakırdı tepkisizce. Mırıldanırdı bu saatlerde bir de. Dudaklarının kıpırdadığı, duyulurdu. Kelimler nefes olurdu dudaklarından uçarken, hiç bir anlamı almazdı kanatlarına. Gözlerini yumar, ellerini karnının üstünde kenetler beklerdi. Dudakları kuruyunca dilinin ucunu dudaklarıyla ısırır gibi yapar, işe yaramadığını anlarsa üstü peçete örtülü bardağına uzanırdı.
* * *
Delikanlı dikildiği kapıdan içeriye bakmaya çalışırken yanından güzel bir kız odaya süzülünce, aniden geriye çekildi. İçerisini gözlediği oda, tıklım tıklım doluydu. Öğle saatlerinde hep böyle olurdu zaten. Yatakların üzerinde oturanlar, termoslardan çay dolduranlar, ayakta bekleyenler, girip çıkanlar, çiçekçiler, afacan çocuklar... Delikanlı, kapının hemen yanında sırtını ve başını duvara yaslayıp bekledi. Bir kez daha denemeye çekiniyordu. Az önce odaya giren güzel kız, elinde ufak bir tepsi içinde taşıdığı bardaklarla çıktı. O çıkınca oda boşalmış gibi geldi delikanlıya. Tekrar kapıdan başını uzattı. Cam kenarındaki yatağı görmeye çalışıyordu. Karnında acayip sargılar olan bir adam yatıyordu yatakta. İçeriye girip, geçmiş olsun, dedikten sonra çıkmayı düşündü, vazgeçti. Bir adım daha atıp kapının eşiğinde dikildi. Şimdi içerisini daha rahat görüyordu. Arkasından birisi seslenince kendisine geldi, izin verir misiniz? Telaşla içeri girip kenara çekildi. O, başını çevirdiğinde kendisini tanımak isteyen gözlerini fark etti güzel kızın. Kız geçip gittiğinde, şaşkın ve mahcup odadan çıktı. Ziyaretçi çıkışına doğru koridor boyunca yürüdü, kalabalık arasında yitip gitti.


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz