...

30.7.2010
708

YOL KENARI

KÖR VE DİLSİZ
Önce karnı ağrıdı zavallı ihtiyarın sonra birden bayılıp düştü. Önemsiz bir şeymiş gibi görünüyordu rahatsızlığı ancak vakit geçtikçe daha kötü oldu. Eşi, telefonla oğluna haber verdi. Oğlu arabasına atlayıp geldi. “Hayırdır baba neyin var?” sorusuna anlaşılır bir cevap alamadı babasından. Annesi anlattı. “İftara yakın karnı ağrımaya başladı. Geçer birazdan diye düşünüyorduk. Ah oğlum bayıldı düştü durup dururken. Oğlum, acile götürelim. İhtiyar adam ne olacağı belli olmaz.”

Acildeki hemşire ihtiyarı yatağa aldı, tansiyonunu ölçtü. Bir şey söylemedi. Dışarı çıktı, beş on dakika sonra yanında doktorla döndü. Doktor, yediklerini henüz hazmedememiş bir yüzle girdi içeri. İkide bir dudaklarını büzüp midesinden gelen gazı zapt etmeye çalışıyordu. Yaşlı kadın kocasının yanındaki sandalyeden toparlanıp kalktı, ihtiyarın oğlu da doktora yanaşıp anlatmaya başladı. Neler olduğunu anlatamaya çalışıyor bir yandan da yalvarır gibi tavırlar takınarak ilk tanıyı öğrenmeye çalışıyordu.

Doktor, deftere bir şeyler kaydettikten sonra adama bakıp, “Serum bittikten sonra götürün, yarın getirir iyice muayene ettirirsiniz.” dedi. Ramazanda, iftardan sonra, hazımsızlık vakalarına alışmış olan nöbetçi doktor, kesin tanıyı koymamasına rağmen olayın basit bir şey olduğunu düşünüyordu. Doktor, geldiği gibi ciddi, konuşmaz, gülmez, işini bilir haliyle çıkıp gitti. Kadın, kocasının yatağının yanındaki sandalyeye çöktü yine.

İhtiyara takılan serum yarısına kadar boşalmıştı. Oğul bu bekleyişten sıkılmış ve zaten gündüzden beri hasretle beklediği sigarasını tüttürmek için acilin kapısının önüne çıkmıştı. Tavşanlı duman altı olmuştu. “İki duman da ben üflesem ne çıkar?” diye düşündü oğul. Acilin tam karşısında Muratgazi parkı vardı. Kirli hava, sokak lâmlarının ışığını ancak huni biçiminde fark edilir kılmıştı. Sanki kesif bir sisti ortalığı kaplayan. Yukarı taraflardaki apartmanlardan birisinin bacası takıldı gözüne. Titanik filmini hatırladı. Geminin bacasından ancak bu kadar duman çıkıyor olmalıydı. Hava soğumaya yüz tutmuş olduğundan elinin birini cebine soktu. Soğuğu kulaklarında hissediyordu.

Bu arada gelip gidenler oluyordu acile. Kimi enjektör için, kimi pansuman, bazısı kim bilir hangi sebepten girip çıkıyorlardı. Ellerinde poşetlerle gelenleri biliyordu. Ziyaretçiler. Arkasını dönüp içeriye baktı. Telefonlara cevap veren kapıcı, kalorifere yaslanmış yorgun bir kadın, ayağına poşet geçirmeye çalışan bir delikanlı... Bir hastaneyi bu taraflarıyla düşünmemişti hiç. Hastane deyince aklına, hastalık ve ölüm gelirdi. Halbuki doğumlar da yine bu hastanede olurdu. Kendi kızı da on iki sene önce burada doğmuştu. Sigarasını çöp kovasının kenarında iyice söndürüp içeri girdi.

“Nasılsın baba?” “İyi oğlum, şimdi biraz daha iyiyim.” İhtiyar adam, acile geldiği zamanki kadar sersem görünmüyordu. Serum hemen hemen bitmek üzereydi. Babasının elini tuttu, “Daha dikkatli ol baba. Yarın geldiğimizde doktora danışalım. Şayet oruç tutman zarar verecekse biraz iyileşince tutarsın olmaz mı?” İhtiyar tevekkül dolu gözlerle başını salladı. Adam devam etti, “Baba bir de iftardan sonra daha dikkatli ye. Öyle birden yemeğe yüklenmek iyi değildir.” Annesi yerinden kalkıp, aynı odada bulunan lavaboya gitti. Başı önündeydi. Oradaki plastik bir bardağı iyice yıkadı. Yarısına kadar su doldurup, besmeleyle orucunu açtı. Bardağı, bir daha doldurup kocasına uzattı. İhtiyar adam, gözlerini oğluna dikmişti eşini görmeden bardağı aldı, oğlunun yüzüne baka baka yüksek sesle besmele çekip suyu içti. Oğul bu olup bitenden bir şey anlamamıştı. Annesine baktı, kadın, titreyerek ve içini çekerek ağlıyordu.

Adam bütün bu olanlara bir anlam veremezken serum bitti. Hemşire geldi ve dikkatlice serumu çıkarıp “Geçmiş olsun.” dedi. Toparlandılar. Kadın kocasının koluna girdi, önden yürüdüler. Bu arada içeri doktor girdi. O da üstün körü “Geçmiş olsun.” dedi. İhtiyarla eşi kapıdan çıkmışlardı. Adam tam çıkmaya hazırlanıyordu ki, doktor kolundan tuttu. “Babanız mı?” diye sordu. Adam, şaşırmış ve afallamış bir halde başını salladı. “Farkında mısınız bilmiyorum ama zannederim babanız ekmekten başka bir şey yemiyor.” dedi.


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz