...

30.8.2010
1339

TAKSİ

Sanırım anlatamadım. Baştan başlamak istemiyorum, ortada bir cinayet var ve sorumlusu benim. Katil benim diyemem ama sorumlusu benim. Küçük bir çocuk öldü. Arabamla çarptım. Havaalanına bir müşteri almıştım. Müşteri, boyuna hızlı gitmemi istiyordu. Hızlı gittim, hem de çok hızlı. O hıza rağmen yine de yetişemeyeceğini söyledi. Daha kestirme yollar bildiğini söyleyip yolu tarif etmeye başladı. Ben taksiciyim, bütün yolları bilirim. Ama onun söylediği sokağa ilk defa girmiştim. Sokak dardı ve etrafta insanlar olabilirdi. Yavaşladım. Hızlı olmam için ısrar etti. Çok önemli bir şey olduğunu sanıyordum, hayat memat meselesi yani. O dar sokakları neredeyse uçarak geçtik. Geçtiğimiz sokağa açılan bir tali yol daha vardı, oradan bir aracın yahut bir yayanın çıkma ihtimali çok yüksek olabilir, diye geçirdim içimden. O, dinlemedi. Buradan daha hızlı geçeceksin, dedi. Kızmıştım, gaza yüklendim. Yol ağzından bisikletli bir çocuk göründü. Yolcu, yetişmez geç, dedi. Ben firene asıldım. Firen pedalını hissetmedim. Yok gibiydi. Süngere bassanız bile fark edersiniz ama ben firen pedalını hissetmedim. O hızla çocuğa çarptım. 

İndik baktık, çocuk ölmüştü. Etraftan koşan falan da olmadı. Arabanın nasıl durduğuna hala anlam veremiyorum. Bisiklet ileri fırlamıştı. Çocuk, sessizce yatıyordu. Ben dokunmaya çekindim. Elim ayağım titriyordu. Yolcu gayet sakindi. Eğildi, baktı, ölmüş, dedi. Kupkuru bir sesi vardı. Korkuyla etrafıma bakınıyordum. Pencerelerden bile bakan olmamıştı. Gerçi firen sesi falan da duyulmamış olabilirdi. Sakin bir saatti. Nasıl oldu, ne oldu anlayamadım. Çocuğun başında öylece kalakalmıştım. Telefonun var mı, diye sordum fakat cevap vermedi. Bir kez daha denedim. O, çocuğa son kez bakıp arabaya gitti. Arka koltuktan çantasını alıp yürümeye başladı. Havaalanı istikametinde gidiyordu ve hiç de acelesi varmış gibi durmuyordu. Az öncesine kadar deli gibi araba sürmemi isteyen adam, o heyecanlı ve bir yerlere yetişme kaygısıyla ter döken adam, şimdi kaygısız, sakin yürüyüp gidiyordu. Hiç bir şey yapamadım. Çocuğun yanına gittim, altı-yedi yaşlarında vardı. Çocuk işte, ölümü bile sevimli oluyor. Öylece kıpırtısız yatıyordu. Saçına dokundum, ölüden korkarım ben, hele bir kazadan sonra. Ne yapacağımı bilmiyordum. Saçını okşadım. Kan falan yoktu hiç bir yerinde. Baygın olma ihtimalini hiç düşünmedim. O adam o kadar kesin söyledi ki öldüğünü. Arabaya döndüm, olayı telsizle durağa bildirmek istiyordum. Durağın adını sayıklarken karım uyandırdı. 

Düşünebiliyor musun, ben havaalanı hattında çalışıyorum. Rüyamı karıma anlatmadım. Çok evhamlı biridir, kesin işe göndermezdi beni. O adamın yüzünü çok net hatırlıyorum, görsem, işte bu, diyebilirim. Sabah işe çıktım. Havaalanında müşteri beklemeye koyuldum. Tam sıra bana gelmişti ve bir bayanın bavullarını bagaja yerleştirmek üzereydim. Polis arkadaş selam verdi. Yüzüme tuhaf bakıyordu. Geçmiş olsun, dedi. İçimden, hayırdır, diye geçirdim. Sonra devam etti, tampona ne oldu İbrahim bey, fena yamukmuş? Küçük dilimi yutacaktım. Bir an öylece duraladım. Elimdeki bavulu yere bırakıp yavaşça ön tarafa yürüdüm. Ne göreceğimi merak ediyordum. Tamponda çökme vardı. Bir şeye çarpmış olmalıydım ki böyle bir yamrulma olsun. Lakin neye? Dün park ettiğimde sapasağlamdı. Her günün sonunda en ince ayrıntısına kadar kontrolden geçiririm. Benden başkası da kullanmadığına göre -bundan eminim, çünkü direksiyon simidine rasgele doladığım tespihimin duruşu bile bozulmamıştı sabah- bu nasıl oldu? Tuhaf tuhaf baktım polis arkadaşın yüzüne. Eğilip kontrol etmeye başladım. Polis arkadaş halimden, tamponun bu halini benim de ilk defa fark ettiğimi anlamış olacak ki o da gelip eğildi. Baktık baktık hiç bir sonuca varamadık. Sabah dalgın bir anımda bir köpeğe falan çarpmış olsam, yok hayır, bunu kesinlikle fark ederim. O kadar da değil artık. Nasıl olur, senin de mi haberin yok, dedi arkadaş. Evet, haberim yok. Benden başkası da kullanmadı, daha gece sağlamdı. Polis arkadaş, anlamsızca başını salladı. Müşteri bayan, mühim bir şey olup olmadığını sordu. Bir şey olmadığını söyleyip eşyaları yerleştirdim. Direksiyona geçtim. Bayan gideceği yeri söyledi. Biraz ilerledik, trafiğin sıkışık olduğu bir dönemeçte durakladık. Kafamda hala geceki rüyam ve tamponun hali vardı. Önümdeki araç hareket etti, ben de gaza dokundum. Gaza dokunmamla firene basmam bir oldu. Önüme aniden çıkıveren bir adamı eziyordum dalgınlıkla. Kornaya basıp bir sürü lafa etmeye hazırlanıyordum ki adam dönüp yüzüme baktı. Gülümser gibi bakıyordu. Kalakalmıştım. Arkadaki, yandaki araçlardan ilerlemem için korna sesleri yükseliyordu. Adam gözümün önünde kalabalığa karışıp gitti. Arabayı yavaş yavaş kullandım ve her şeyi unutmaya çalıştım. Müşteriyi bıraktıktan sonra arabayı bir kenara çekip buraya geldim. Çayımın soğuyup garson tarafından alındığını çok sonra fark ettim. Bir çay daha istemeye utandım. İyi ki sen geldin, yoksa içime dert olacaktı. Söylesene, ben bu gece nasıl uyuyacağım?



Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz