...

17.9.2010
924

SIKICI İŞLER

Saat dokuz, çay içmeli. Gelen giden yok, Cavit efendi oralardadır muhakkak. Ay bunun ismi de pek garip, yaptığı işle pek bağdaşmıyor. Cavit efendiler hortum işiyle uğraşıyor bizim Cavit efendi çay bile getiremiyor. Gelen yok gideni ne yapayım? Tırnaklarımı törpülesem karşı masalardan bozuk atan olur mu acaba? E, öyle ama, şu an yapabileceğim herhangi bir iş yok. Örgümü çıkarsam, iki ters bir düz atsam... yok, şu “önce vatan” kılıklı herif kesin ters bir şey söyler. Çekmecede bir bez olacaktı, bari masamı sileyim. Burası ne iş yapar Allah aşkına, gelen yok giden yok? Önümde duran koca masa bomboş, bir maaş aldım daha doğru dürüst iş yaptığımız yok. Acaba, karşımdaki orta yaşlı amca ne yazıyor. Deminden beri bilgisayarda tıkır tıkır baydı bu sesler. Dudaklarını sarkıtıyor, gözlüğünü düşürüyor, yaz babam yaz. Gerçekten ne yazıyor bu adam? Benim masamda niçin bilgisayar yok? Öğle yemeğine çok var mıdır daha? Masama mutlaka küçük bir saat koymalıyım. Pencereden dışarısını seyretsem biraz. Ay burası ne sıkıcı. Bana niye iş vermiyorlar, gerçi kimsenin bir iş yaptığı yok ya. Of ya, sıkıldım. 

Kaç memur var ki burada? Yok deve, çıkışta sayalım bari. Öğleden sonra bir gazete alsam iyi olacak. Nasıl bir gazete alsam acaba? 

-Şey, Nermin hanım, buraya gazete getirmek yasak mı?

-Hayır canım ne münasebet, istediğin gazeteyi getir. 

Ağır bir gazete mi alsam acaba, eften püften bir gazete almak da tuhaf olur şimdi. Dergi alsam. Resimlerine bakarım hiç olmazsa. Bir, iki, üç, dört, beş, yarım daha... kullanılmış kalemler. Hiç iş yok, kim, nereye kullanmış ki bu kalemleri? 

* * *

Ne hınzır adammış bu bizim Necdet ağabey. “Kızım, seni boşuna bu daireye aldırmadık. Rahat et diye aldırdık oraya seni. Hem fena mı ikinci bir iş bile tutabilirsin orada.” Diyor. Ne rahat adam, ona aşık olsam ne çıkar? Yok canım, kellik istidadı var adamda. Hem evli, üç tane çocuğu var herifin. Ocağına incir ağacı dikmeyelim. Hem bizi güzel bir daireye aldırsın... yok, yapılmaz. Benim de o kadar çalışmışlığım var ama, milyon küsur insan girdi sınava. E, aralarından sıyrılmak kolay olmadı. 

-Gazete aldın mı, Fazilet?

-Yok abla, unuttum. İstersen getirebilirim ama.

-A, yok, olur mu canım, öylesine sordum hani aldıysan biz de okuyalım diye. 

Ne diye, gidip getirmeyi teklif ediyorum ki, kalkıp kendi alsın. Ah bu aptal kafam. Necdet ağabeyin dediği ikinci bir iş fikri iyi aslında. Ön muhasebe falan tutabilirim burada. Amca oğluna bir sormak lazım, boşuna bir sürü para harcayıp eleman tutmasınlar. Altı üstü basit usul çalışıyorlar, ne var ki bunun muhasebesinde. Ben tutmuş olsam, burası müsait, hem daha az para öderler. Ay, ne aptalım, neredeyse kurum içi yer değişikliği isteyecektim. Bunu mesaiden sonra konuşmalı. Saat kaç, dörde geliyor. Bir buçuk saat daha dayanmak lazım. Ne yapsam acaba? Keşke bulmacalı bir gazete alsaydım. 



Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz