...

5.11.2010
888

SAYILI TİK TAKLAR

Kordon. Cep. Tren. Tekerlek. Kanatlar. Akrep. Yelkovan. Mütemadiyen duyulan tik taklar. Zaman, pencereden süzülen ışıklara takılıyor. 

 

Döşek. Üst üste dizilmiş yarım düzine yastık. Yorganlar ve battaniye. Ssk faturaları, fişler, ilaç kutuları, tükürük hokkası, pencere önüne dizilmiş şişeler... Eşya hakimiyetini kaybetmiştir. Odadaki tek hakimiyet, nefesi ayasız bir sayrılığa aittir. 

 

-Al bunu, sen den başkası kıymetini bilmez. 

Yastıkların altından çıkarılan bir saat uzatılmıştır yatağın baş ucunda oturan delikanlıya. 

 

-Al hadi, amcana söyleme, diğerlerine söyleme. 

 

Deri kılıfı içindeki saati tutan el, titremektedir ve ayarsız nefeslerle inip kalkmaktadır. Pencere önünden sızan ışıklı tozlara bulanmıştır bakışlar. 

-Şimdilik dursun, sonra alırım.

-Al hadi, hatıra kalsın. 

Sobanın çıtırtıları karışmıştır yorgan hışırtılarına. Yaşlı kadın, saati alıp delikanlının eline sıkıştırmıştır. Yataktan uzanan el, rahatlamış olarak döşeğe düşmüştür; üzerinde serum delikleri. Diğer eliyle sakalını sıvazlamaktadır bir yandan da. 

 

Kadın, zorlukla doğrulttuğunu belini tutarak odadan çıkar. Hasta başını yana çevirir, delikanlıya bakar. Delikanlının eli ateş kesilmiştir. Elinde tuttuğu nesne, elini ter içinde bırakmıştır. 

 

-Koy cebine. 

 

Delikanlı, aldığı emirle, elindeki sıcaklığı cebine aktarır. İlaç kutularından birinin adını okumaya uğraşmaktadır şimdi. Cebinde, şimdi tik takları duyulan bir canlı vardır. İlaç kutusunu eline alır, ince yazılara bakar dikkatle; cebinde tıkırtılar. Aklı cebine düşmüş. 

-Kömür alabildin mi? 

-Yok, daha almadım.

 

Kapı açılıyor ve içeriye, elinde çay tepsisiyle kadın giriyor. Sobanın üstünde usul usul kaynamakta olan çaydanlığı indiriyor. Sonra cezve kadar küçük çaydanlıkla dönüyor gittiği yerden. Hasta yarım düzine yastıktan başını kaldırıp doğruluyor. Başını, gövdesiyle beraber, bacaklarının üstüne eğiyor. Bir süre öylece durduktan sonra kafasını kaldırıp, bir gözünü kısarak bakıyor kadına. 

-Doldur bakalım, bir bardak içelim. 

-Hapları da vereyim mi? 

Hasta, elini “Ver!” anlamında sallıyor. Delikanlı hastanın ellerine bakıyor. Yer yer kararmış, iğne delikleri, kan izleri, kuru kupkuru el; pörsümüş derinin neresinde damar var diye merak ediyor. O eli öptüğü zamanlar geliyor aklına, tuttuğu zamanlar. Çay tabağıyla birlikte tuttuğu bardağın buğusu, ihtiyarın yüzüne doğru yükseliyor. Nefesi daralıyor aniden. Bardağı koyacak yer aranıyor. Delikanlı atılıp alıyor bardağı elinden. Hasta geriye yaslanıyor. Delikanlı bardağı halıya bırakıp yastığın altından küçük bir tüp çıkarıp uzatıyor. Saat tik taklarına, oksijen fışkırması katılıyor. “Pıst!” Kuvvetlice bir daha, “Pıst!” Nefesini tutuyor ihtiyar. İlaç ciğerlerine yerleşsin istiyor, doktor öyle göstermiştir. Sonra doğrulup çayını karıştırmaya koyuluyor. 

 

Çay buğusu, güneş sızıntısı, yapışkan sessizlik... Delikanlının cebinde bir sancı. 

 

-Bir daha iç oğlum. 

-Varsa içerim. 

 

Kadın kalkıp bardağı alıyor sessizce. Hasta, soran gözlerle bakıyor. 

 

-Çocukları üşütme! Kömür alamazsan bizimkinden götür. Bodrumda çuvallar var, doldur götür. Bize yeter o, sen merak etme. 

Küçük bir tebessüm beliriyor delikanlının yüzünde. 

-Kışa daha var dede. 

-Çocukları üşütme! 

 

Kadın bardakları toplayıp sobanın kenarına bırakıyor. Hastanın ayakucuna doğru kıvrılıp yatıyor. 

-Başım ağrıyor, gözlerimden giriyor ağrı. 

Cevap bulsun diye söylemiyor bunları, öylesine. Hasta da, rahatlamış olmanın verdiği dinginlikle bakıyor kadına. Üstünden çıkarmadığı deri yeleğinin iç ceplerine bir şeyler aranıyor. Bir kağıt parçası buluyor, gözlüğünü pencere pervazından alıp, yüzüne yerleştirmeden, kağıdı tanımaya çalışıyor. Aradığı şey olduğuna kanaat getirince, hırpalanmış kağıdı delikanlıya uzatıyor. 

-Vakti var mı daha bir bakıver.

-Bir ayı kalmış, yenisini yaptırırım ben. 

Kağıdı katlayıp yerine yerleştiriyor, hasta. Duvara bir çiviyle sabitlenmiş olan çalar saate bakıyor ihtiyar. 

 

-Haydi oğlum, geç kalma. 

 

Delikanlı çıkıyor, elinde bir kaç kitap, cep telefonu, bir klasör. Paltosunun yenini geriye atıp saatine bakıyor, mesai başlamak üzeredir. Eli cebine gidiyor. Cebinde tik taklar. Yakına gelmiş bir ölümün nefesi var cebinde. 

 

Saati çıkarıp bakıyor; arkasında bir lokomotif, TCDD, markasına bakıyor, akılda kalacak bir şey değil. Delikanlı saate bakıyor, saat yanlış. Köstekli saat, şimdiki zamanın dışında, yanlış bir zamanı işaret ediyor. Çocukluğunu işaret ediyor, bu yaşında. Tik takları duyuluyor, onca gürültünün arasında. Bir ikindi vaktine götürüyor tik taklar onu. Cebinden çıkarıp bakıyor ihtiyar,

 

-Akşama az kaldı, koş haydi. Akşam ezanı okununca bol bol içersin. 

 

Cebinde bir saat tıkırdıyor delikanlının. Nefes nefese bir ölüm kovalıyor saniyeleri, adımlarını sıklaştırıp işine yetişmeye çalışıyor; aklı cebinde, aklı sayılı nefeslerde. Ayrılık olmasın istiyor, ölümle birlikte. Zamanın daraldığını ve sayılı nefeslere indirgendiğini bilmek istemiyor. Yürüyor, adımlarını sayıyor yol boyunca. Her adımda geriye doğru düşüyor, ölüm. 



Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz