...

27.7.2010
886

KULUBE

“Ta yukarılarda, bir kulübe vardır. Çocuklar oyuncak mı yaparmış yoksa çocuklar için oyuncak yapan biri mi varmış... Kulübe çayın kenarında olduğundan sel basınca oyuncaklarını da sel alırmış. İyi bak bakalım.” Selden sonra söylerdi bunu dedem. Öylesine söylerdi.
Selin bıraktığı bataklıklarda yürürdük. Kocaman kütükleri çeke çeke bir yere toplardı. Su birikintilerine girer çıkardı. Elinde bir tırpan, yere gömülü dalları keserdi. Çamur, ayakkabılarımı tutardı. Döner elimle alır bir daha giyerdim. Az öteden bir şapırtı duyulur, dedem koşar balık çıkarırdı sel artıklarından. Bir keresinde, yazdı, bağ evinde, yağmurdan sonra uyuyakalmıştık ninemle. Onun, kafam kadar kafası vardı, dediği balığı nasıl yakaladığını ve tırpanla parçalayıp komşulara nasıl dağıttığını hatırlarım.
Çam kabuklarından oyuncaklar... Sel beklentilerim. Yahut tahtadan yontulmuş, sağı solu oyulmuş, küçük kırılgan tekerlekler uydurulmuş şeyler. Çamurların içinde öyle şeyler bulacağım sanırdım. Hiç bulamadım. Renk renk plastik eşyalar buldum bazı. Kim bilir kimin evinden getirmişti sel.
Öfkesi geçmemiş gibi akardı çay; bulanık. Her selden sonra yatağını değiştirir bizi şaşırtırdı. Eski yatağında kum, çakıl olurdu. Kum iyiydi, kum güzeldi. Ev yapardık kumdan. Traktör kasasına yüklemek zordu ama. Kürek, ağırlığından kasaya kadar kalkmazdı. Evlerimizin kumu çakılı buradan, derdi dedem. Yakıcı güneşin etkisiyle kalıplar halinde çatlamış çamuru severdim. İki parmak kalınlığında olurdu onlar, kaldırır üst üste koyardım. Kocaman yuvarlak taşları yuvarlardım. Dağdaki taşların neden yuvarlak olmadığını sorardım. Bunları sel yuvarlıyor, derdi. Yuvarlak taş neye yarar ki? Arada delik taşlar bulur onları asma dallarına asardık ancak, yuvarlak taşları ne yapalım? Gönlümün çektiği kadar ilginç şey bulurdum selin getirdiği yığıntılarda. Şişeler bulurdum, kapakları açılınca pis bir koku yayarlardı. At onları, derdi dedem. Tahtadan yapılma, kulübeden sele kapılıp gelmiş bir oyuncak bulamadım çocukluğum boyunca.
Çay boyunca yukarılara yürüsem, Karaman’ın bükündeki kulübeyi biliyorum orası değil, trencilerin kulübesini de biliyorum, orası da değil, yürüsem gitsem bulana kadar. Bu çayın başına kadar yürüsem... Yürüyemem. Tren yolu boyunca gitmiştik dedemle. Gide gide bir şehre varmıştık. Rayların üstünde seke seke gitmiştim. Çay hemen yanı başımızdaydı. Raylarla kardeş gibiydiler. Dedem, çevresindeki ekmekleri dilimleyip çimenlere çökünce, “Allah Allah, yorulmak nedir bilmiyor bu çocuklar.” demişti kendi kendine. Demir köprülerden, kabak köprülerden (korkuluksuz beton köprülere öyle derdi o.), tünellerden geçtik. Çayın çağıltısı kulaklarımızdan eksik olmadı hiç. Kulübeler gördüm. Hiç birisi de dedemin tarif ettiği kulübeye benzemiyordu. Yürüsem daha da...
O sihirliymiş gibi duran kulübede, kimi gençleri hayal ederdim, ellerinde testerelerle, kimi bir ihtiyar olurdu, Pinokyo yapmıyorsa bile bir köpek yontuyordu ağaçtan. Küçük sandıklar yapılıyordu belki orada. Jandarmaların tüfeklerine benzer tahtadan şeyler... Tekerlekleri, nereden bulunmuşsa bulunmuş, camdan yapılmış arabalar... Daha bir sürü oyuncak. O kulübenin yerini bulamadım. O kulübe mutlaka vardı.
Koca çaya sel gelmişti yine. Çizmelerini çekti dedem, tırpanını aldı. Peşinde ben, ninem. Çay boyu yürüdük. Telden bükülme bir bebek arabası buldum o gün. Eline aldı dedem, baktı, evirip çevirdi. Geri verdi. Sandım ki, kulübeden bahsedecek; bahsetmedi. Bulanık suya bıraktı kendini. Dedem ölecek, diye ağladım. Ninem, bir şey olmaz, dedi. O, karşıya geçip koca bir kütük getirdi. Bacaklarında çamurlar vardı. Çevresinde ekmek. Çayın yanında kuru bir yer bulup oturduk. Çakısıyla bölüştürdü nevalemizi. Sonra katlayıp yerine koyacakken bir balık takıldı gözüne. Onun ölçüleriyle bir karış balık. Bulanık suyun kenarlarında dolaşıyor. Elini kaldırdı, çakısını açtı, bekledi. Bıçak suya girdi ve devriliverdi. Kımıltısız bir beyazlık çıktı suyun yüzüne. Balık benim oldu. Telden oyuncak benim. Kulübenin yerini soracaktım yine. Neden bilmem, sormayı unuttum.


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz