...

21.9.2010
1147

3 Eylül Leblebi ve kömür Festivali Hakkında

Hayırlısıyla bir “3 Eylül Leblebi ve Kömür Festivali” daha geldi geçti!s

Dile kolay tam 11 yıl olmuş. Vay anasını, yıllar ne çabuk geçmiş. İlkini hatırlıyorum da…

Ta ilkinden itibaren yazdığım yazıları da hatırlıyorum. Ben yazdıkça sövmüştü insanlar. Yok demeyin şimdi, kulağıma geldi hepsi. Yerin de kulağı var göğün de. Hüsnü Ordu’nun belediye başkanlığı dönemine denk geliyor başlangıcı. Leblebi ve kömür ikilisi üzerine kurulu bir festival olarak başladı ve öyle de devam ediyor. Devam ediyor çünkü insanlar zannediyor ki yapılmazsa kıyamet kopacak. Zira o gün bugündür amacına uygun olamadı bu “3 Eylül” şeyleri. Festivalin ne olduğunu biliyorsunuz işte. 

Gelelim olana…

11 yıldır o günlerde 3-4 gün en işlek yollar trafiğe kapatılır ve o anlamsız işkence başlar. Her pazara gelen esnaf, yine gelir reyon ya da çadırına konar biz de sanki yeni bir şey varmış gibi meydanı hınca hınç doldururuz. Bu kadar büyük hokkabazlık görmedim. Ya biz yeni bir şey olduğuna kendimizi inandırmak için çoluk çocuk kendimizi sokağa atıyoruz yahut iyi bir propaganda ile yeni bir şey olduğuna inandırılıyoruz ki program ilan ediliyor önceden yok böyle bir şey. Dahası şarkıcılar, türkücüler, ayılar, maymunlar, sirkler, tiyatrolar, palyaçolar falan gelirler giderler meydana. 300 kişi sandalyede izler diğerleri gelir geçerken iki çekirdek kabuğu tükürürler o tarafa doğru. En sona da büyük hem de çok büyük şarkıcı konur, e assolist son çıkar, bütün köylerle beraber Tavşanlı meydanı tarihi kalabalıklarından birine şahit olur. Kimse bu kalabalığa hâkim olmak istemez, herkes şahit olur ağzı açık, salya bir tarafta. Tavşanlı çok önemli bir günü yaşamış olur. Neden? Nedeni var mı çok önemli biri gelmiştir ve meydanı doldurmuştur. Önemi şu ki magazin dünyası en çok onu konuşur.  

Dahası… 

Ortada bir iki leblebici olur bazen hiç olmaz. Festivalin adına yakışmaz zaten olsa! Sonra kömürcüler festivali hiç takmamaktadır. Leblebicilerin takmadığı yerde onlar niye taksınlar değil mi ama? (Bir ara Leblebiciler Odasının girişimleri olmuştu görmezden gelemem ama yetersizdi.) Meydanda her zaman gördüğümüz çekirdekçi, tostçu, dönerci, birkaç sivil örgüt, ayakkabıcı, konfeksiyoncu, çorapçı, tantunici, dondurmacı falan işte… Festival dediğin bu değil mi üstat, daha ne olsun? Öyle ya daha ne olsun? Dahası olmaz mı havai fişeklerin gırla gittiği karanlık semamızı nurani bir şavkla aydınlattığı nasıl unutulur? Her neyse. Uzun yıllar bu böyle devam etti. Hüsnü Ordu’dan sonra gelenler de böyle olacak demek ki, deyip aynen devam ettiler. 

Daha önce hep eleştirdim bu böyle olmaz, dedim. Nasıl olacak bakalım, diye basından arkadaşlarla birlikte bizi de festival komitesine çağırdı sağ olsun Ali İhsan Çakır Bey. İki dönem çağırıldık ve gittik. Festival komitesi nasıl bir yer bakalım… Tavşanlı’nın sivil toplum kuruluşları, odaları, bürokratları, önde gelenleri, yöneticileri, esnafları ve daha nice güzide insanı orada. Sonradan biz de dâhil olduk ya tam oldu. Başkan toplantı günü geliyor aramıza diyor ki, ağalar bu sefer nasıl yapalım? Geçen seneki şarkıcının etek boyunu beğenenle beğenmeyen çekişmesi bittikten sonra bu sene hangi şarkıcı getirilsin tartışması başlıyor. Bir ara başkana baktım (O zaman A. İhsan Çakır başkan.), evet benim şehrimin insanları bu, diyor gözleriyle. Neyse başkan önerisi olanları soruyor tekrar ikinci toplantıda. Bir kişi elinde kocaman kağıt bir iki satır var. Belli ki bir şey önermiş. Kabul ediliyor. Ben de bir sayfalık bir şeyler karalamış getirmişim, onca değerli insanın arasında en sona saklayacağım, ne haddime öne atılmak. Önce onlar fikirlerini söylesinler bakalım. Zaten benim fikirlerim onların kopyası olmaktan başka ne olacak ki? Ben yerlisi bile değilim bu şehrin, köylüsüyüm. Başkan bir daha soruyor önerisi olanları, tık yok. Birisi atılıyor  -her zaman atılır zaten- bir şarkıcıyı tanıyan bir arkadaşının olduğunu ve gelirse çok beğeneceğimizi falan… Başkan tekrar soruyor önerisi olanları. Utana sıkıla elimdekileri sunuyorum. Etraftan acayip bakışlar. Başkan gülümsüyor. Çoğunun olabileceğini belirtiyor. (Bazılarının uygulandığını söyleyebilirim.) Başka kimseden ses çıkmayınca geçen senekine benzer bir program ayarlayıp bitiriyorlar. Emin olun o kadar insan bu işi yine belediyenin, belediyede de bir bölümün başına yıkıp geçiyorlar. Onlar ne yapsın? Devam. 

Peki ne oluyor…

Etraftan tepkiler geliyor. Vay k.... oynattılar, vay bu ne terbiyesizlik, vay bu ne israf, vay bu ne aymazlık? Ak Partili belediyeye yakıştı mı falan. 

Başkanlar değişti partiler değişti ama söylentiler değişmedi. 

Şimdi yine aynı eleştiriler. Başkan ramazanda k..... oynattı, vay Saadetli belediye karı oynatmak için ramazanı beklemiş. Zamanında ben de eleştirmiştim hatırlarsanız. Oksijen ve Şezlong Festivali demiştim. Hatta bir yıl, yazı dizisi hazırlamıştım bununla ilgili. Eleştirilerim festivalin isminde saklı olan amaca matuf olmadığı ile ilgiliydi hep. Hepsini tekrar yazmak abes ki, anlayan çıkmadı şimdi de çıkmaz. Hiç kimse düşünmüyor bu festivali hazırlayanlara biz niye müdahale etmiyoruz, diye. Hiç kimsenin aklına gelmiyor bu festivali hazırlayamayanlar bizim her kademeden temsilcilerimiz, diye. Hiç kimse kendi beceriksizliğini görmüyor. Karşıdakine yükleyivermek kolay tabi suçu. 

Hem meydanı doldurup güya oynatılan k...... ‘yı (Affınıza sığınarak.) seyrediyorsunuz hem kalkıp katkıda bulunmayı düşünmüyorsunuz. Ayıp yahu, utanmalısınız. Hem geçmiş belediyeye bu tür bir suçlamayı yöneltenler utanmalı hem bugün. Fikirsizliğinizin ürünü kocaman meydanı doldurmuş işte siz aynaya bakıyorsunuz. Kendinize bakıyorsunuz tükürseniz yüzünüzü yıkamanız icap eder. 

Gelinen nokta…

Gelinen noktada anlaşıldı ki bu 3 Eylül Leblebi ve Kömür Festivali geleneksel falan ama amacına uygun yapılamadı bir türlü. Meydanı kalabalık yapmakla festival olmuyor demek ki. 

(Bundan sonrası ukalalığımın zirvesidir, okumasanız da olur. Uyarmadı demeyin.) 

Ben olsam derhal bitiririm festivali. Seneye yapmam. Ne kaybettiğimize bakarım seneye olmayınca. 12 yıl önce ne kaybetmiştik örneğin? Sonra bir sonraki seneye ne yapmak istediğime iyice karar veririm. Bütün toplumun görüşünü alabilecek bir ortam hazırlamaya çalışırım. Bu festivalin adındaki nesnelere yönelik neler yapılabileceğini ve gerçekten neler yapılamayacağını görmeye çalışırım. (Bu haliyle yapılamayacağını biliyorum. İlla zorlamak gerekiyor çünkü bazılarını.) Kendi kendimize çalıp oynadığımız geniş katılımlı bir sokak tiyatrosu mu olacak bu iş yoksa kendi yerinde kendi zamanında ve amacına uygun geniş çevre katılımlı bir iş mi olacak? En önemlisi halkı eğlendirmekten öte Tavşanlı’ya bir şey kazandıracak mı yapılanlar? Bu soru değil midir festivale yön verecek olan? Şimdi Başkan Mustafa Güler ve ekibi bu sorunun peşine düşer mi yahut siz düşer misiniz bilemem ama düşülmeli.

Simav gibi mi, Harmancık gibi mi, Kütahya gibi mi ne gibi olmak istiyorsunuz? İzmir gibi mi? Acaba Hüsnü Bey hangisini düşünmüştü de olmamıştı? Bu işin yeri yurdu, amacı, hedefi, yapanı edeni olsun emin olun gerisi gelecektir. 

Bana sorarsanız seneye meydanı kirletmeyelim. Zihnimizi yoralım ve gözlemleyelim. Bir yıl da böyle geçsin. Ondan sonrası için daha sağlam bir temel oluşacaktır. Ya hep denir ya hiç. Ki ne yaptığını bilen bir hiç, karman çorman ormandan iyidir. 

 

Ben içimi döktüm siz de dökün.

 

 


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz