...

5.3.2012
9340

TARİHİMLE BARIŞMAK

Geçtiğimiz yıl, Tunus’a gitme şansı bulduk.Yasemin Devrimi ile, yeni bir dönemin başladığı Tunus çok büyüleyici bir yer.

Tunus’un güzelliği, deniz, çöl, tarih, termal tesisleriyle, kendimiz Türkiyedeymişcesine hissediyorsunuz. Ama Tunus seyahati bunlardan öte, çok daha farklı açılımlar getirdi bana.

Bir takım bilgilerimi, duygularımı sorgulamaya başladım. Bize verilen eğitimde, tarih bilgilerinde, ne kadar eksiklikler olduğunu hissettim. Bu duygu, Tunus Turizm Bakanlığı Müsteşarı Muhammet Beşşar’ın ve görüştüğümüz Başbakan vekilinin ifadeleriyle başladı.

Tunus Bayrağını Türk bayrağına benzeten bizi hem Osmanlı hem de Cumhuriyet dönemimizle seven bir bu ülkede, hala Türk izleri, Türk sevgisi, heryerde hissediliyor. Beşşar; "Biz tarihimize sahip çıkan bir milletiz. Osmanlı dönemi, tarihimizin en verimli dönemidir. O dönemde Tunus'ta hiçbir karışıklık çıkmamış, Osmanlı valileri halk tarafından çok sevilmiş ve benimsenmiştir. Hatta size şu örneği verince durumu daha iyi anlaşılacaktır: Fransızların ülkeye geldiği ve yönetimi ele geçirdiği zamanlarda, halk Fransız mahkemelerini reddetmiş, herhangi bir problemde Bey'in evinin yolunu tutup, onun adaletine sığınmışlardır."

diye açıkladı bu sevgiyi, Başbakan Vekili ise; “ Siz bizi unuttunuz burada. Biz Türkleri istiyoruz. Türkleri bekliyoruz” dedi

Ben Tunuslular kadar, kendi tarihimize sahip çıkmadığımızı o zaman hissettim Sanki bizim için, Osmanlı imparatorluğu dönemi, bizim tarihimiz değilmiş gibi, sanki, dünyanın dört bir yanında, hüküm süren, atalarımız bizim değilmiş gibi, bir suçluluk yaşadığımızı fark ettim.

Öyle ki, birden bire, Bosna-Hersek ile, Tunus ile, Cezayir ile, Suriye, Lübnan, Arabistan, Azerbeycan, Tataristan,……. Daha pek çok ülke ile, ilişkilerimizi bıçakla keser gibi kesmişiz. O başlarımızı, bize duyulan sevgileri, bildirmemişler bize. Belki ülke yöneticileri, politikalarına göre, dış ilişkileri belirlemişler ama, bir gerçek var ki; o ülkelerdeki güzel izleri o ülkelerin halkları unutmamışlar.

Bunun suçlusunu aramak, bulmak, durumu değiştirmez, ama, bu durumun nedenlerine, inmek hataları belirlemek, bizim gelecekte, daha doğru diyaloglar, işbirlikleri, dış politikaları etkileyecektir.

Öyle bir tarih eğitimi verilmiş ki, kendi içimizde taraflar meydana getirilmiş. Neden kurtuluş savaşı verdiğimizi, bu kurtuluş savaşında, kimlerin dost kimlerin düşman olduğunu, üstelik, ülkemiz üzerinde, hala haçlı seferleri zihniyetiyle oynanan oyunları öğrenmemişiz. Osmanlı devletinin bizim geçmişimiz olduğu bilinciyle, neden yıkıldığının üzerinde duracağımıza, tıpkı paparazzi açısıyla, farklı konularda, kişiliklerde takılıp kalmışız.

Oysa biz Osmanlı devletin filizlendiği topraklarda yaşıyoruz. Ayrıca, Kurtuluş savaşının zafere ulaştığı topraklardayız. Bir dönemin önemli kalelerinden biri Emet Eğrigöz’de, iki haberleşme kulesinden biri Domaniç’te biri Kayıköy’de, Ertuğrul Gazi’nin annesi Devlet Ana Hayme Ana, Domaniç’te, ayrıca, Osman Bey’in sallandığı ağaç, Osmanlı Devletinin Pazar alanları, toplarının parçaları var. Ama tarihe baktığımızda, Domaniç’e sadece birkaç kayıtta rastlıyorsunuz.

Tarih profesörlerimize soruyoruz. Tavşanlı sınırlarında bir Karacahisar kalesi var. Bu kalenin ilk hutbenin okunduğu kale olduğuna inanılıyor. Bunu hocalarımız, duymak bile istemiyorlar. Tarihi alt üst edemeyiz diyorlar. Eğrigöz kalesinde, Kazıklı Voyvadanın hapsedildiği biliniyor. Üstelik bu bilgi yabancı kaynaklarda bulunuyor. Biz Alibey Aydın ile yaptığımız haberlerle ilk kez bunu 2003 yılında haber yaptık. Değişik ülkelerden bu konuda çok sayıda mail geldi ayrıntılarla ilgili. Bu haberden sonra, bazı ülkelerde, Kazıklı Voyvadayı, kahraman sayan ülkelerde tezler yazıldı. Hatta, bir Roman yazıldı Amerika’da . Ama hala, bizim bilim adamlarımızdan tık yok.

Abartılıyız vesselam. Atatürk hiçbir zaman Osmanlı İmparatorluğunu reddetmedi. Ama, Cumhuriyetin ilk kitaplarında acaba Osmanlı İmparatorluğu nasıl öğretildi. Peki Şu anda, da, Osmanlı imparatorluğunu benimseyen insanların ise Atatürk’ü ve Kurtuluş savaşını, bir rejim değişikliği olmadığını bir kurtuluş savaşı olduğunu reddeden düşünceleri nerden kaynaklandı. Neden tarihimiz 1299 Osmanlı Devletinin kuruluşundan başlayıp, hatalar eksikliklerle, Kurtuluş savaşı ve sonrası neden bilimsel tarafsızlıkla anlatılmadı.

Şu anda her şey yeniden alınmalı. Siviller, akademisyenler, yeniden arşivlerden, sözlü tarihten elde edilen bilgilerle bilimsel bir çerçeve çizilmeli. Son aylarda, Naima tarihini okuyorum. Bir de Kültür Bakanlığından çıkan Yılmaz Öztuna’nın kaleme aldığı tarihi. Şu anda tarihin otoritesi sayılan İnalcık hocanın açıklamalarını. Okuduklarımı mantığım kabul etmiyor.

Dünyaya 623 sene hükmeden bir imparatorluğunun, başarısının, net gerekçelerini, çöküşün net nedenlerini, istiyor mantığım. Bugün Amerika’da Devlet Başkanı ne ise, aynı şekilde Osmanlı Padişahlarının da, kişilik etkilerinin lider etkilerinin dışında, sistemdeki aksamaları ve yanlışları öğrenmek istiyorum.

Tarihimizle barışmayı istiyorum.

 


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.

ali mermer

10 Nisan 2012 Salı
Şimdi efendim yazınız gerçekten güzel,ilgiyle okudum.Ancak benim bilgilerime göre Osmanlı dönemimiz,Cumhuriyet tarihinde hiç reddedilmemiştir.Sizinde söylediğiniz gibi şimdilerde Mustafa Kemal ve kurtuluş savaşımız nerdeyse reddedilmek üzeredir.Peki biz Türk'lerin geçmişi sadece Osmanlı ilemi sınırlıdır?Selçuklu ve Büyük Selçuklu imparatorlukları dönemini gerçekten bilebiliyormuyuz?
Saygılar.
Yorum Yaz