...

1.4.2014
14038

Sevelim Sevilelim, Dünya Kimseye Kalmaz

Bugün yeni bir güne  doğalım. Çerçevemiz sevgi olsun. Nefretler, önyargılar, şahsi duygular sevgi potasında erisin. 

 

Siyaset insanların mutluluğu için, araç değilse, halkın yaşam şartlarını daima yükseltmek, yüzleri güldürmek önceliği değilse, incinmiş kalpler, zedelenmiş dostluklar bırakıyorsa ardında, ancak, buğday tarlasının karamuğu olmaktan öte değildir. 

 

Her birimiz hayat sınavı içindeyiz. Her birimiz bir yer, bir görev içinde bu sınavdan yüz akıyla çıkmaya çabalarız. Hiç kimsenin işlevi ve görevi diğerininkinden aşağı ya da yukarıda değildir. Makam ya da mevkiler düşer kimine. Ama hiçbir makam ve mevki, o göreve gelen insanı üstün kılmaz. Sonuçta her birimiz arkamızda topluma verdiklerimiz kadar iz bırakırız. Tavşanlı’da mesela bir ramazan davulcumuz vardı. Öyle yürekten, içten, hakkını verirdi ki davul çalmanın. Hatta “Deli Davulcu” derlerdi. Çünkü onun davulculuğunu görene kadar, kimse davul çalmanın bu derece hakkının verileceğini hayal bile edemezdi. 

 

Çocukluğumda, ilk kez kitap sevgisinin tohumunu , babamın elimden tutup götürdüğü, Tevfik Fikret Okyayüz’ün kitaplarla dolu ofisinde  attı yüreğime. Toplum için çalışmayı, onun masasında duran, okulların yapımında, maddi durumu yeterli olmayan zeki çocukların eğitiminde kullanılan “Sorma At” kumbarasında farkettim. Ona da kimileri “kambur binbaşı” adını takmışlar. 

 

Bir Ömer Mutafoğlu vardı. Tavşanlı’da halk birliği ile ilk fabrika yapımı için öncü oldu. İnsanları bu amaçta birleştirdi. 

 

Bir Mehmet Emin Uluğ hoca vardı. Arapçayı onun kadar sindirmiş hakim birini görmedim. Halk eğitim kursunda gönüllü öğretmenlik yaptı. Nice gönülleri verdiği dersleriyle ışıttı. 

 

Daha kimler geldi, kimler geçti. Aydınlanma, hizmet yolunda ne güzel işler yapanlar oldu. 

 

Eğer, Tavşanlı’da yaşayan, her işi iyi yapanın karşısında, karalamalar yerine, hiç olmazsa sessiz kalabilselerdi. Ya da keşke, karşısında iseler, daha güzel bir işle yarışabilselerdi. 

 

Ama geçmiş bugüne ne kadar dersler getiriyorsa, o kadar, zamana da taşınır. 

 

Şimdi bütün bu sonuçlara bakıp da, bugünün daha verimli olması için, en başta, herkes bulunduğu yerin hakkını verecek, güzel izler bırakacak işler yapsa, diye düşünüyorum. 

 

Picasso’ya atfedilen şu küçük hikaye, ne güzeldir. Bir resim yapar Picasso. Çizmeli bir adam resmi. Çizmelerin gerçekliği için, bir çizmeci çağırıp eleştirilerini ister. Çizmeci, konçları, çizmenin şeklini inceler. Picasso onun önerilerine göre, şekillendirir resmi. Çizmeler bitince, çizmeci, pantolon da…. Demeye kalkınca, Picasso susturur. “ Çizmeyi aşma” der. 

 

Kısaca, herkes kendi işini en iyi yapıp, iyilik, güzellik çerçevesinden bakarsa, toplum kazanır. Yeniden hatırlayalım “Güzel bakan, güzel görür”  


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz