...

12.10.2016
2116

DİZLERİN KANIYOR HER SABAH YENİDEN

 

“Ezelden dünyaya düşen bir garipsin işte,

Hepsi bu,

O düşüşte başlamış ağrılar göğsünde,

Düştüğün yere mıh kalmış ayakların,

Dizlerin, dizlerin kanıyor her sabah yeniden,”

İnsanın garipliği, belâ yurdu olan dünya ile tanışmasıyla başlar. Yabani bir orman gibidir hayat. Nereden ne zaman karşınıza ne çıkacağını. Size nasıl davranıp nasıl etkileyeceğini.  Derinliği kaç ölüm olan yaralar bırakacağını. Ederi kaç okyanus olan ağlamalarla boğacağını. Kaç mega kent aitsizliğinde hırpalanıp fırlatılacağını bilemezsin. Dedim ya, “Ezelden dünyaya düşen bir garipsin işte, Hepsi bu,”…

“Gitmek istiyorsun güneşe, aya, yıldıza,

Bulutu öpmek geçiyor aklından hep,

Kuşları seher vakti dinlemek en çok da,

Sonra kuş bile olmak var hayallerinde,

Suretini kırıp özgürlüğe uçmak renkli balonlar gibi,”

Sen güneşi fark ettikçe, ışığı seçtikçe inadına karanlık perde olacak. Yıldızların ve ayın ruhuna söylediği ilahi muştuları dinledikçe. Bulutlardan gönlüne dökülenleri ayet ayet öpmek için yürüdükçe. Kuşların dilinden O’nun konuştuğunu hissettikçe. Sanki kuş olsan Rahman’a ulaşacaksın sevinciyle kuş olmaklara kanatlandıkça. Yani ki, kırmak istedikçe taştan taş inatlarını. Kılıflarını. Nefsinin inşa ettiği “O nefis” zindanları. O süsü püsü çok suretini. Garipliğin gelecek de kum serpecek gözlerine…

“Rahatlık vermiyor sonu olan şeyler sanki,

Birer birer bitiyor yediklerimiz, içtiklerimiz,

Teker teker eskiyor aldığımız eşyalar, elbiseler, çantalar,

Gidiyor en sevgili diye tutunduklarımız,

Her biten, her eskiyen ve her giden bir çıra yakıyor içimizde,

Yangınımız bu sebepten sönmüyor hiç,

Üfledikçe tutuşuyor göğsümüzdeki hutame,

Biliyorum gitmek istiyorsun her sabah yeniden, 

Hep bir gitme sevdası fısıldıyor kulaklarına insanın bu gurbet,”

Sonu olan, biten, eskiyen ve gidenler tutuşturulmuş bir ateşe atıyor seni. Uğruna ruhunu susturup da parlattğın o yemeli, içmeli, gezmeli ve eğlenmeli hayattan geriye kalan sadece koca bir yangın oluyor . Tutunduklarının, bağlandıklarının, umduklarının arkasından düşüyorsun kendi içinde kazdığın boşluğa. Düştükçe bir gitme sevdası kıvılcımlar yakıp yakıp duruyor sessizce. Sen de bilmiyorsun, nereye? Neden? Nasıl? Niye? Henüz farkında değilsin seni BİR çağıran olduğunu. Hem O çağıranın, sonu olmayan, bitmeyen, eskimeyen, gitmeyen olduğunu da….

Dedim ya:

“Ezelden dünyaya düşen bir garipsin işte,

Hepsi bu,

O düşüşte başlamış ağrılar göğsünde,

Düştüğün yere mıh kalmış ayakların,

Dizlerin,  dizlerin kanıyor her sabah yeniden,

Gitmek istiyorsun ismini Gayb edene,

Ve isminde kaybolduğun yere….” 

(Şiir Emine Taştepe)


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz