...

30.12.2010
6641

LETAİF

İçinde İngiliz, Amerikalı, Çinli yolcular bulunan bir gemi, okyanusun ortasında şiddetli bir fırtınaya yakalandı. Geminin batacağını anlayan kaptan, yolculardan gemiyi hemen boşaltmalarını istedi. Fakat yolcular geminin batacağına inanmadılar ve gemiyi terk etmek için filikalara binmediler.
Kaptan geminin güvenlik sorumlusunu çağırdı:
- Elinden ne geliyorsa yap ve geminin bir an önce boşaltılmasını sağla! Sorumlu;
- Baş üstüne! Deyip gitti. Bir kaç dakika sonra geri döndü.
- Emriniz yerine getirilmiştir kaptanım! Yolcuların tümü filikalara bindiler ve gemiyi terk ettiler. Kaptan güverteye çıktı, hayretle sordu:
- Peki, nasıl becerdin bunu? Güvenlik sorumlusu şu cevabı verdi;
- NGİLİZLERE, “sizin gibi soylu kişiler batan bir gemiyle birlikte denize gömülmemeli dedim.
AMERİKALILARA, deniz suyunun insan vücudu için çok yararlı olduğunu söyledim.
ÇİNLİLERE ise,”gemiyi terk etmeniz yasak” dedim (1)
*
 Meşhur bir hariciyecimize Fransa’da sormuşlar:
- Sizin Viyana kapılarında ne işiniz vardı? O da şu cevabı vermiş:
- Haçlı seferlerinin iade-i ziyareti için (2)
*
Neyzen Tevfik’e bir muharrir yazacağı romanı anlatıyordu. Sonuna gelince Neyzen, yüzünü buruşturdu.
-   Bu mevzuu beğenmedim!
-   Öyle ama siz hiç roman yazmadınız. Nasıl fikir yürütüyorsunuz?
Neyzen Tevfik kızdı:
-   Ben yumurtanın da iyisini, bayatını anlarım, fakat hiç yumurtlamadım!(3)
*
Büyük mahrumiyetler yaşayan Peyami SAFA ile büyük bir mirasa konan Nadir NADİ anlaşamazlardı. Bir gün Nadir NADİ, Peyami SAFA’YA “kart yobaz “ diye hakaret edince romancımız şu arif cevabı vermiş:
-    Siz insanı cildinin tazeliğiyle mi, yazdığı ciltlerle mi değerlendirirsiniz?
Bu sözden alınan NADİ hemen gazetede yayınlanan makalelerini toplar ve kitap olarak yayımlar. Apar topar hazırlanmış ve basılmış bu kitaba Peyami SAFA’nın yakıştırması şöyle olur:
  “Kırpıntı Bohçası”(4)
 *
Uzun yıllar mağarada gizlenen Kurt Tanrı’ya yalvarmış:
-   Tanrım! Biliyorsun yeteneklerim var. Ama talihim Yok; bana bir şans ver ve beni bir şehre ulaştır."
Tanrı, kurdun dileğini kabul edip yolunu şehre düşürmüş.
Kurt nereye gideceğini bilmiyormuş. Bir güvercine rastlamış:
- Buraların yabancısıyım, sığınacak bir yer gösterir misin?"Güvercin genç kurda eski bir demirci dükkânını göstermiş.
- “Bu gece burada dinlen, yarın lokantaya götürürüm. Doyuncaya kadar yersin."
Kurt çevreyi incelerken rafta bir demir eğe görmüş hırsla yalamaya başlamış.
Bir süre sonra ağzından kanlar boşanmış. Aynada kanlı halini görünce gururlanıp, dışarı çıkmış. Yüksek sesle bağırmış:
-  "Yüce Tanrım! Görüyorsun ne kadar kudretliyim, demirin bile kanını akıtıyorum."
Sonra da fısıldamış:
"Güzel güvercin, sen benim kudretimi yarın görürsün."(5)
    HANGİSİ GÜÇLÜ?
 1930’LU yıllar İstanbul’un Karacaahmet’i kabadayıların soyguncuların barındığı bir yerdir. Bir gece geç vakitlere kadar musiki dolu bir ahbap sohbetinde bulunan Hafız BURHAN Üsküdar’a inecektir. Mezarlığın durumunu bildiği için yanındakilere:
- Biraz dolaşalım, ama Karacahmet’ten geçmeyelim der.
Ancak sohbet meclisindeki binbaşı dostu belindeki tabancayı göstererek:
- Merak edecek bir şey yok diyerek, Hafız Burhan’ı kestirmeden gitmeye ikna eder.
Onlar tam mezarlığın ortasında iken iki yandan atlayan kabadayı soyguncular:
 -     eller yukarı, cepler dışarı!   Diye nara atarlar.
Kimse kıpırdayamaz. Tabi binbaşı da… Hafız Burhan’ın gözü binbaşının tabancasındadır. Fakat binbaşının yüzü yerdedir. Soyguncular ellerini çabuk tutarak ne arkadaş grubunun üstünde ne var ne yok soymaktadır.
 Hafız Burhan mecliste kendisine verilen hediyelerin de gideceğini anlayınca candan ve içten bir haykırışla o meşhur “aaaah!”ını çeker. Dakikalarca süren bu derin ve içli ah! Soyguncuları durdurur. Tek kelimelik bu musiki ziyafeti biter bitmez;
- Aman Hafızım! Bizi affet tanıyamadık. Diyerek bütün aldıklarını geri verirler üstelik başka kaza olmasın diye iskeleye kadar refakat ederler. Evlerinin yakınına vardıklarında Hafız Burhan çok keyifli bir şekilde gülerek, gözüyle binbaşıya ve tabancasına işaret eder:
- Hangimizin silahı daha tesirliymiş demek ister. Ancak binbaşıda konuşacak hal yoktur ( Vehbi Vakkasoğlu) (6)
İYİ VALİ  HEKİMOĞLU İSMAİL:
“ Hani Erzurum’a yeni tayin olmuş vali, kendi hakkında düşünceleri öğrenmek için sorar:
- Bu güne kadar vilayetinize gelen valilerin hangisinden daha çok memnun kaldınız? Biri cevap verir:
- Erzurum’a ulaşmadan Aşkale’de vefat eden valimizden çok memnunduk.(7)   *
Bir meyhanede aşırı derecede rakı içip, ne yaptığını bilmez bir hale gelen terbiyesiz bir sarhoş, hiç tanımadığı Neyzen’e bir tokat vurunca, Tevfik merhum sesini çıkarmadan yürüyüp gitmiş. Yolda arkadaşı:
 -     Niçin o adama mukabelede bulunmadın?
Diye sorunca şöyle demiş:
-  Sana bir hayvan çifte atsaydı, ne yapardın? (8)
*
Vakti zamanında, kabadayının biri, kendi adına olur olmaz, ileri geri konuşan bir kulağı kesik'e fena bozulmuş. Semtin kıraathanesinde olduğunu öğrenince de, omuzlamış kapıyı, girmiş içeri... Girmesiyle de, patlatmış narayı:
-    Heeyytt! Kim ulan o, benim adıma konuşup, benim adıma racon kesen teres?"
Kıraathanede sinek uçsa, kanat sesi duyulacak... Tıs yok... Derken, "kulağı kesik teres" kalkmış yerinden. Kapıda dağ gibi dikilen kabadayının yanına gitmiş. Bütün soluklar tutulmuş..."Teres" bir kabadayıya bakmış, bir de kahve halkına, basmış narayı:
-   Heeyytt! Kim ulan ağbim adına konuşup RACON kesen teres? (9)
                      *
“Neyleyim dünyanın bolluğunu, ayakkabım sıkıyorken.”(10)
YERLİ YERİNDEDİR
ÖMER HAYYAM:
GÜZEL Bir KIZ GÖRÜYOR:
- Ya rabbi! Bu güzelliğe nasıl kıyacaksın, bunu nasıl Toprak yapacaksın? Diyor
Aradan yılar geçiyor, aynı kızı tekrar görüyor; yaşlanmış, saçları dişleri dökülmüş, yüzü buruş - buruş olmuş. Hayyam bu sefer de:
-   Allah’ım! Bunu hala niye yaşatıyorsun? (11)
"EVİME HIRSIZ GİRMEZ,
AYAĞIMI KÖPEK KAPMAZ
Keçeci zade Fuad Paşa Sadrazamlığı sırasında Deli Hasan Paşa namıyla tanınan bir zatı yalısına çağırır.  Görüşme sırasında Fransa'dan aldığı nişanı sorar. Hasan Ağa, para kesesinde taşıdığı nişanı çıkarıp gösterir. Fuad Paşa:
-   Fransa'da bu nişan pek büyüktür. Niçin göğsünüze takmıyorsunuz? Diye sorunca
 Hasan Ağa:
-    Ben devlet ve millet sayesinde vücudumun dokuz yerine Nişan taktım. Böyle dışardan takınacak nişanla iftihar etmem, cevabını verir:
Bu babayiğidin aynı zamanda şen ve oldukça da teklifsiz olduğunu gören Sadrazam:
-   Hasan Ağa, gel seni kaymakam edelim, der. Hasan Ağa şu cevabı verir:
-   Hasan'ın göğsü çingene Körüğü gibi fosurdadıktan sonra mı teklif edersiniz? O, bundan 25 sene evvel lazımdı. Şimdi ben, askerlik sayesinde iki şey kazandım ki, buna, askerlik etmeyen muvaffak olamaz.
 Birisi, evime hırsız girmez, diğeri de ayağımı köpek kapmaz.
Fuad Paşa sebeplerini sorunca, Hasan Ağa izah eder:
-   Evime hırsız girmediğinin sebebi: öksürükten sabaha kadar uyuyamam. Ayağımı köpek kapmadığının sebebi ise, değneksiz gezemem ki kapsın.
Ne dersiniz Deli Hasan Ağalara ihtiyaç, bugünlerde daha fazla değil mi? (12)
1. Selim GÜNDÜZALP-Neşeli Öyküler 2  -  6.baskı- ist.2007- Zafer yayınları-s.91–92
2. 22. MART 2010- İrfan Takvimleri
3. Hilmi YÜCEBAŞ-Neyzen TEVFİK –İstanbul1978- 7.Baskı-s:193
4. 08 Mayıs 2010  - Nesil Takvimi
5. Yılmaz Karakoyunlu-  25.06.2000 - Sabah GAZETESİ-
6. Selim GÜNDÜZALP-Neşeli Öyküler 2  -  6.baskı- ist.2007- Zafer yayınları-s.85–86
7. DÜŞÜNCELER- İst.1973- Yeni Asya yayınları:3-sayfa:94
8.HİLMİ YÜCEBAŞ-NEYZEN TEVFİK –İST.1978 7.BASKI-S.176
9.28.05.2003-Turgut EMİN-Anadolu’da Vakit)
10.TRT-FM-Enis fosfor oğlu–13.09.2000 günkü programından
11.Gençlik ve Din –T.D.V. YAYINLARI.- sayfa:178
12.29 Kasım 1995-Fazilet Takvimi


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz