...

17.8.2017
488

Tavşanlı’da ,Türkiye de Hepimizin

Selma Kocabaş Aydın

1995  Yılında bir ” Tavşanlı Hepimizin” sempozyumu düzenlemiştik. Sempozyuma çok sayıda değişik alanlardaki profesör katılarak; birbirinden değerli ufuk niteliğinde tebliğler sunmuşlardı. Bu  konuklarımızdan İstanbul Üniversitesi Mühendisli Fakültesinden Prof. Dr. Gündüz Özışık, Tunçbilek termik santralı külünün çimento üretiminde ve inşaatlarda kullanımıyla ilgili bir fikir  ortaya atmıştı. Bu konuda kendisine yolladığımız  külleri araştırarak, küllerin  kullanımının olumlu sonuçlarını ortaya çıkardı. Sonra bu raporların ulaşması sonu hala faaliyet gösteren TUNÇKÜL kuruldu. 

Bir diğer tebliğ se o zamanlarda bir hayli yabancı ve olanaksız görünen çöplerin değerlendirilerek yeniden kazandırılmasını , İhsan Kafadar sundu. Yıllar sonra bu da gerçek oldu. 

Ancak bir tebliğ vardı ki; Uluslararası İlişkiler Profesöre, rahmetli Mediha Akarslan’ınGlobelleşen dünyada devletlerin varlığını sürdürmesi konusunda; işte bu tebliğ bugün ülkemizde yaşadıklarımızı açıklayan nitelikteydi. Sadece; Kendini az gelişmiş ülkelerin kurtarıcısı ilan eden Batı ve Amerika politikalarını ortaya koyarak, “ BATININ VE AMERİKANIN BİR ÇIKARI YOKSA; İNSAN HAKLARI, DEMOKRASİ GİBİ KAVRAMLARDAN BAHSETMESİ YERSİZDİR” cümlesiyle, özetlemişti. Bu ülkelerin artık çokuslu şirketlerinin çıkarları doğrultusunda şekillendiğini anlatan Akarslan, belki bizim ilk kez duyduğumuz, terör ihracından bahsetmişti. Terörün yanısıra, gençleri kendi istikametleri, çıkarları doğrultusunda zihinlerini şekillendirerek, planlarını uygulama politikalarını da anlatmıştı. 

Şimdi böyle bir hatırlamanın ardından; 

Sempozyumun yapıldığı dönemde Prof. Dr. Tansu Çiller’in Başbakanlık dönemiydi.Sonra çok çalkantılı bir dönem geçirdik. İMF gelip gelip, partilerle görüşüyor. Notlar veriyor, ülke ekonomisini kendine göre ayarlıyordu. Her pakette, işçi memur ücretlerinin düşük olması olmazsa olmaz baş şartıydı. 

İMF  Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim konuşmalarındaki vaadini yerine getirmesiyle bitti. Tam bu noktada, başka planlar devreye girmişti. 

Bir Ekonomi Tetikçisinin İtirafları kitaplarında pek çok ülkede yaptıklarından pişmanlık duyan John Perkins, ülkelerde yaptıklarını anlatıyor. Bu arada çok ilginç; hiç Türkiye’de yapılanlar geçmiyor. “Biz Ekonomi Tetikçileri kurnazızdır. Bizler tarihten ders aldık. Kılıç taşımayız, zırh-üniforma giymeyiz. Ekuador, Nijerya, Endonezya gibi ülkelerde yerli öğretmenler veya esnaf gibi giyiniriz. Washington ve Paris’te bürokratlara ve bankerlere benzeriz. Proje mahallerini gezer, yoksul köyleri dolaşırız. Yerel basında ne kadar hayırlı işler yaptığımızdan söz ederiz. Yasadışı bir şeye tevessül ettiğimiz pek nadirdir. Zira sistem aldatmacaya dayansa da tanım olarak yasaldır.

Ancaaak….. Eğer biz başarısız olursak, devreye çakallar (İstihbarat –NSA ve CIAelemanları) girer. Çakallar hazır ve nazır bekler. Ortaya çıktıklarında devlet başkanları devrilir veya feci “kaza”larda ölürler. Eğer Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi, bir şekilde çakallar da beceremezlerse genç Amerikalılar ölmeye ve öldürmeye gönderilir.

Bu imparatorluğun yaratılmasına ben de katkıda bulundum ve suçluluk duygusu altında eziliyorum. New Hampshire taşrasından bir çocuk nasıl oldu da bu pis işlere bulaştı?.” Diyor. 

Ben okuduğumda, bu kitabın yayınlanmasına nasıl izin verildiğini düşünmüştüm. Ancak, sonra günümüzde artık, kendi tetikçileri yerine maşalarını kullandıklarını yani tarzın değişmesinden dolayı, biraz da “Biz işte bu kadar etkiliyiz” imajı kapsamında belki de desteklediklerini düşündüm. 

15 Temmuz da da görüldüğü gibi; Artık tetikçiler ülkelerin kendi içinden yetiştirilenler, beslenenlerdi. 

Perkins’in anlattıkları, sadece geçmiş dönemlerde yaşanan istikrarsız hükümetleri, 60, 70, 80’lerdeki darbeleri aydınlatıyor. 

20 yıl önce; Perkins’in itiraflarını, Tavşanlı’da bir profesörümüz anlatıyordu. Çokusluşirketlerin  1938 yılına kadar, bürokratlar ve askerleri, 1938 yılından sonra, ekonomik argümanları, ülkelerdeki farklılıkları, sonra da terör ihracını kullandıklarını söylüyordu. 

Peki bunların önüne kim geçebilirdi? Milletin vekilliğine aday olurken, millet adına meclise girerken, Hiç biri bunları bilmiyormuydu? Neden millet çıkarları ortak paydasında, ülke gelişmesi yerine, mecliste abes tartışmalar hakim oluyordu? Bilim adamlarımızın bilimsel araştırmalarının hayata   kazandırılmasını neden kimse dile getirmiyor, montaj sanayi ile sahte övünmeler, alkışlanıyordu? 

Şu bir gerçek ki herkes artık değişmek zorunda. Hepimizin  olmazsa olmazı yüksek değerlerimiz, toplumsal hizmetlerimiz olmalı. Nazım Hikmet   “Bir ağaç gibi tek ve hür, Bir orman gibi Kardeşçesine….”  diye dillendirdiği gibi; Ama zehirli sarmaşık gibi değil, kimi çiçekleriyle, kimi  yapraklarıyla, kimi ibreleriyle, kimi meyveleriyle, ormanı orman yapan ağaçlar gibi….


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz