IŞIKLI YOL YAZAMAMAK
24.10.2019 17:21:00
142

Sena BABALIK-Maden Mühendisi

Ne zaman yazmaya başlayacak olsam bir öykümde geçen şu cümle gelir aklıma; “ince bir iptir hayat..” ve derin bir sessizliğe bürünürüm. Ne yazabilirim ne de kalemi bırakabilirim elimden. Bu cümlenin içinde dalıp giderim. Ne yazacağımı düşünme kısmına geçmem epey zaman alır. Ve bu sefer tam olarak bunu yaz dedim kendime. Yazamayışını, yazmaya çalışma çabanı yaz.

Her seferinde –yayınlanacak- bir yazı yazmaya giriştiğimde bunları yaşıyorum. Ne yazabilirim ki ben? Ne anlatabilirim okuyanlara? Ne anlatsam dokunabilir derinlerine ve o iyi duygular açığa çıkabilir? Huzur verebilir miyim bir yazı, bir cümleyle neyi değiştirebilirim? Oysa kitaplara, yazılara, cümlelere tutunarak yaşamış, birçok görüş ve görgüyü onlardan almış biri olarak bunu söylemem komik yahut saçma gelebilir. Lakin ben burada bendeki verilebilecek veriyi sorguluyor ve bunu bulduğumda ise aktaracak gücü arıyorum. Çünkü en zoru ve en güzeli de duyguları aktarmak aslında.

En temel duygularımız olan mutluluk ve hüzün mesela. Bir mutluluğu aktarmak için sadece çok mutluyum demek yetmiyor. Sebepler sıralamak, durumlar aktarmak gerekiyor ki okuyan da gülümsesin, mutluluğa ortak olsun. Aynı şey hüzün için de geçerli pek tabi. Seni hüzünlendiren olguları sıraladığında okuyanın gözlerinin dolması yani hüznüne eş olması paylaşması gerekiyor ki aktarmış olabilesin. Yani o taşı gediğine koymak deyimindeki gibi.

Bana gelirsek yoğun yaşadığım duygular bu denli geçici değil. Ve bu denli örneklemeye açık değil. Mesela aşk.. Mesela huzur.. Bu duygular his edilerek, yaşanarak ve derinlerde eriyip yok olunan bir hal var ediyor. Söze, dile sığmıyor. Oysa ne çok aşk üzerine yazı yazılmıştır. Ne filmler çekilmiş, ne şarkılar söylenmiştir. Ama çoğu gözle görülen varlıklara olmaktadır. Benimki ise sadece soyut, sadece his, sadece aşk ve sadece huzur.. Her yerde/ her şeyde ve hiçbir yerde/ hiçbir şeyde aslında.. Ancak his edilen, hal edilen, ama söze göze gösterilemeyen bir şey azizim.

İşte tamda burada tıkanıyorum. Bende var olan bu ve buz yazılacak bir şey değil, öyle bir kalem yok, öyle bir el yok, öyle bir had yok diyorum kendime. Bendeki bu ama bu veri aktarılamayacak bir boyutta. İşte o vakit yazamıyorum. Lal oluyorum, insan sadece hal oluyor. Kal geldi derler ya hani, vallahi geliyor. Donup kalıyorsun, ağıyorsun, ciğerin yanıyor ama dil kımıldamıyor. Gözler kan çanağı ama dudaklar mühürlü. Eller kenetli ama tüm vücuda titreme geliyor. Korkuyorsun. Konuşmaktan, anlatmaktan, susmaktan, kırmaktan, paramparça olmaktan, kopup kaybolmaktan, o hissi kaybetme ihtimalinden korkuyorsun. O ateş, o seni sarıp sarmalayan, ciğerini kavuran o ateş bir sözle sönecek diye ödün kopuyor.

Velhasıl aşk öyle bir duygu ki anlatamazsın/anlayamazsın. Akılla bir yere kadar, yürekle her yere kâdir. Ve huzur o aşkın yuvası, meyvesi, tanesi, özü, özeli, ezeli. Eremezsin ama erirsin azizim. Allah en doğrusunu bilir.


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz