Ezeli Rekabetten Kırmızı Siyaha
26.8.2012
4945

Spor Sayfası Editörümüz Nihat Mermer, Linyitspor’un Kartepe kampında, Serkan ve İbrahim ile sıcak bir sohbet gerçekleştirdi. İşte o sohbetten, satırlara yansıyanlar:

Biri, Fenerbahçe’nin yetiştirdiği taştan duvar; diğeri ise Galatasaray’da yer almış bir görev adamı… Türk Futbolu’nun iki ezeli rakibinin futbolcularının kaderi, Linyitspor’da birleşti. Bir zamanlar, farklı renklere sahip takımlarda, profesyonelliğin üst seviyesini görmüş Serkan Özsoy ve İbrahim Yavuz ile futbol hayatlarının dünlerini, TKİ Tavşanlı Linyitspor günlerini ve geleceği konuştuk.

Spor Sayfası Editörümüz Nihat Mermer, Linyitspor’un Kartepe kampında, Serkan ve İbrahim ile sıcak bir sohbet gerçekleştirdi. İşte o sohbetten, satırlara yansıyanlar:

Nihat Mermer: Serkan… Türkiye’nin en büyük takımlarını görmüş bir futbolcu olarak, küçük bir ilçeye, adını henüz duyurma çabası içinde olan bir takıma geldin. Sevilen, sayılan ve başarılı bir futbolcusun. Duyduğuma göre; Linyitspor’da olmaktan çok hoşnutmuşsun. Linyitsporlu olmanın ne demek olduğunu bir de senin ağzından duyabilir miyiz?

Serkan Özsoy:
Fenerbahçe ve Trabzonspor’da oynadım. Elbette; o takımların şartları ile Linyitspor’un şartları arasında dağlar kadar fark var. En basitinden, tesis anlamında bile karşılaştırılamazlar lakin huzur, mutluluk derseniz, işte o; Linyitspor’da bulunan şeylerdir. Buradaki herkes, hemen kaynaşıyor. Huzur ortamını, idman ve hazırlık maçlarına da yansıttık. İyi çalışıyoruz. Şu an, rakiplerimizin çekineceği bir takım görüntüsündeyiz.

Büyük takım, küçük takım diye ayırt edilebilir ama sonuçta bu işi, ekmek parası için yapıyoruz. Ancak büyük takımda oynayıp mutsuz olacağıma, Tavşanlı gibi bir ilçede olup huzuru ve mutluluğu bulmayı tercih ederim. Tavşanlı’yı çok seviyorum. Linyitsporlu olmaktan gurur duyuyorum.

NM:  Peki ya senin için Linyitspor’da oynamak ne demek İbrahim? Sen de Galatasaray ve diğer Süper Lig ekiplerinde forma giydikten sonra buraya geldin.

İbrahim Yavuz:
Büyük takım görmenin hem avantajları hem de dezavantajları var. İşin olumlu yanlarına bakmak, tamamen futbolcunun elindedir. Oralarda; antrenmandan maçlara kadar her şey üst düzeydedir. Elbette; daha alt ligde, biraz daha farklılaşıyor. Yukarıdan aşağıya doğru, hazmetmiş bir şekilde geliyorsunuz.

NM: Bu durum, psikolojik anlamda bir çöküntü oluşturmuyor mu? Sonuç olarak; bir zamanlar Galatasaray bünyesindeyken, Mardinspor’a kadar geriledin.

İY: İşte onu yaşamak, sizin elinizdedir. Ben, ego tatminini aştığımı düşünüyorum. Bir de bir anda geriledim. Kademe kademe o takıma kadar geldim. Galatasaray’dan sonra, Kayserispor, Ankaragücü gibi takımlarda oynadım. Yani bir anda alt liglerde bulunmadım. Belli bir süreç gelişti.

Ben, Linyitspor’u, Boluspor’a benzetiyorum. Boluspor’a gittiğim sezonda da Boluspor’da birçok eksik vardı daha doğrusu, kulüp, hazırlıksız yakalanmıştı. Linyitspor da benzeri bir durum yaşamış ancak geçen sezon ile bu sezon arasında ciddi bir fark var. Çok şey değişti. Şu an Linyitspor, 1. Lig’de oynamak isteyeceğiniz ideal kulüplerden biridir.

NM: Büyük takımlarda, arkadaşlık ortamının pek de olmadığından; futbolcuların, idmandan idmana görüştüğünden bahsederler. Doğru mudur?

SÖ: Genelde böyledir. Bir şey söylemeye, konuşmaya çekiniyorsun. Dediğiniz şey, başkalaştırılıyor ve ertesi günü, gazetede farklı biçimde çıkıyor. O yüzden; büyük takımlar, çok sıkıntılı yerler. Süper Lig’de uzun süre geçirmiş futbolcular, nerede ne konuşacağını biliyorlar. Zamanında; yapmadığım şeyleri yapmışım gibi konuşmadığım şeyleri konuşmuşum gibi gösterdiler.

Fenerbahçe, Trabzonspor veya Galatasaray’da konuşamadığımız şeyleri, burada; Linyitspor’daki arkadaşlarımız arasında rahatlıkla paylaşabiliyoruz. Hocalarımızla, yöneticilerimizle diyalog kurabiliyoruz. Mesela; başımızda, Zafer Başkanımız var ama bize, başkandan daha çok bir ağabey gibi yaklaşıyor. Büyük takımlarda, bir başkanla görüşmek bu kadar kolay değildir.

İY: Sorunun cevabı, içinde gizlidir. Büyük takımlarda, çok büyük paralar döndüğü için ortamı da ona göre oluyor. Ben, Galatasaray’a gittiğimde 21 yaşındaydım ve o dönemin iyi kadrolarından biriyle çalıştım. UEFA Kupası’nı kaldıran kadro, olduğu gibi oradaydı.

Galatasaray’da oynadığınız zaman, engele olamadığınız bir çevre oluşuyor. İstanbul’dasınız. Çok fazla ilgi var. Herkes, sizi tanıyor. Arayanınız soranınız çok olduğu için antrenman dışında; oyuncu arkadaşlarınızla bütünleşemiyorsunuz. Ama Linyitspor gibi kulüplerdeyken; bulunduğunuz yer, kazandığınız paralar zaten bellidir. Belli bir limit vardır. Bakınız; sezon başından beri 8 tane oyuncu transfer edildi. İddia ediyorum ki hiçbir kulüpte bu kadar çabuk adaptasyon dönemi olamaz. Uyum sorunu sıfırdır. Burada; kimse sıkıntı yaşamıyor. Herkes, yılardır birlikteymiş gibi bir ortam var. Büyük takım ile küçük takım arasındaki en belirgin farklardan biri budur.

Biz, Tunçbilek’teki tesislerde kalıyoruz. Neredeyse tüm zamanımız birlikte geçiyor. Büyük takımlarda bunu yaşayamazsınız.

NM:
Benim savunduğum noktalardan biri de budur. Futbolcular, saha içinde olduğu kadar saha dışında da birbirlerini tanımalıdır. Sosyal yaşamdaki davranışlar, futbol dışındaki düşünceler de süzgeçten geçirilerek birbirilerinin mantık yapılarını anlamalıdırlar. Bu durum, mutlaka sahaya yansıyacaktır. Arkadaşını ryh halini bildiğin için, saha içindeki sürpriz düşüncelerini de çözebilme şansın olur.

İY: Size katılıyorum. Büyük takımlardaki oyuncular, hatalı bir davranıştan sonra saha içinde hoş olmayan davranışları birbirlerine sergileyebiliyorlar çünkü çok fazla iletişimleri olmuyor. Birbirlerinin kişiliklerini çok iyi bilmiyorlar.  Bizim takımda böyle değildir. Örneğin; Ümit, sinirli bir yapıya sahiptir. Bazen, saha içinde bağırıp çağırsa da o hareketin, tamamen kazanma duygusuyla, maçla ilgili olduğunu biliriz ve tepki vermeyiz. Darılıp, gücenmeyiz. Daha büyük camialarda, herkes yıldız oyuncudur.

NM: Yani büyük takımlarda, sosyal statü anlamında da bir çatışma var; öyle mi?

İY: Aynen öyle… Herkes, kendine göre birer star ama alt liglerde, durumu kabullenmek daha kolay oluyor. Büyük camialardaki parayı, şöhreti hazmetmek, hiç de kolay bir şey değildir.  

NM: O zaman şu konuya geleyim: Büyük takımları gördükten sonra, daha küçük bir takıma gelmek, sizde bir mağrurluk oluşturmuyor mu? “Ben, büyük camianın adamıyım. Nasıl olsa oynarım” gibi havalı bir hale bürünmenize sebep oluyor mu?

SÖ: Zannetmem. Buradaki herkes hemen hemen birbirine denk ve birbirine yakın, iletişim kurabilen insanlardır. Fenerbahçe’de ise bu sebeplerden dolayı demediğim şeyler yazıldı çizildi. Başıma hak etmediğim olaylar geldi.

NM:  Aynı dönemde karşılaşmasanız bile; bir zamanlar, iki ezeli rakibin formasını giydiniz. Süper Lig’de farklı takımlarda oynarken karşı karşıya mücadele ettiniz ama şu an, Linyitspor’un başarısı için ter döküyorsunuz ve hatta FB ve GS rekabeti kalkmış; aynı odada kalıyormuşsunuz. O his nasıl bir şeydir?

İY: Serkan’la çok şey yaşadım. Hatta Süper Lig’de oynadığımızda, maç içinde hararetli tartıştığımız bile olmuştur. Ama artık onlar, tatlı anı olarak kaldı. Bazen, eski günleri andığımız oluyor. Aradan 10 sene kadar geçti ama kimi zaman, o eski maçların pozisyonlarını hatırlayıp gülümseyerek birbirimize neler yaşadığımızı anlattığımız oluyor.

NM: Saha içindeyken, rakip oyuncuyla olan o didişmeler ve kimi kavgalar, sonradan kine dönüşmüyor yani…

İY:
Hayır. Mesela; geçen sezon, içeride oynadığımız Adanaspor maçındayken, Serkan ile Kibong arasında ciddi tartışmalar olmuştu ve maçtan sonra olay, ırkçılığa kadar getirilmişti. Ama böyle bir şey olamaz. Burada; Kartepe’de, Serkan ile Kibong’u şakalaşırken görebilirsiniz. Benim de maç esnasında tartıştığım bir oyuncu olmuştu ama burada, o olayı hatırlamak şöyle dursun, gülüp geçtik. Saha içinde olan, saha içinde kalıyor ayni…

NM: Dört büyükler diye tabir edilen kulüplerde, forma ıslattınız. Unutamadığınız bir anınız var mı?

SÖ: Biz, Galatasaray ile oynayacağımız hafta çok rahat oluyorduk ama Galatasaray için aynı şeyi söyleyemem. Başımızdaki ağabeylerimiz, bizi rahatlatıp, motive ediyordu. Mesela; Engin İpekoğlu, bir Galatasaray maçından evvel şunları söylemişti: “Beyler! Biz, Sigma Olomouc’dan yedi tane yedik ama o hafta Galatasaray’ı, Ali Sami Yen’de yenmiştik. Siz de Avrupa’dan elendiniz, geldiniz. Çıkarsınız ve bu Galatasaray’ı yenersiniz. Siz, Fenerbahçe’siniz!” demişti. Nitekim, söyledikleri çıktı.

Benim için en özel maç, 26 Mart 2000 tarihinde, Ali  Sami Yen’de oynadığımız ve 1-0 kazandığımız Galatasaray karşılaşmasıdır. 90 dakika boyunca resmen sahamıza hapsolduk. Johnson, 82. dakikada bir frikik golü attı ve biz, o maçı kazandık. Müsabakayı, Galatasaray oynamıştı ama kazanan bizdik.

Bunun dışında; Fenerbahçe’de şampiyonluk yaşadım. Çok güzel günlerim oldu. Bunun yanında; kötü günlerimiz de oldu. Mesela bir Pendik faciası yaşadık ki sormayın… Eğer, siz rakibinizi ciddiye almazsanız, 3. Lig takımı olsun; gelir ve sizi yener.

NM: İşin espritüel yanından bakarsak; sen de bir futbol mağdurusun öyle mi?

SÖ: Evet. Yıllar geçti; Fenerbahçe camiasını unutmak mümkün değil ama bir yandan da o defterleri kapatalı çok oldu. Doğduğun yer değil de doyduğun yer önemlidir. Şu an; ekmeğimi, Linyitspor’dan kazanıyorum. Bu yüzden; elimden geldiğince hakkını vermek zorundayım.

İY: Benim için de ilk kez Galatasaray’a karşı oynadığım ve Ali Sami Yen’e çıktığım maç, çok özel bir maçtır.

Ben, Galatasaray’ı tutarım. Çocukluğumdayken, o sahaya defalarca gitmişliğim vardır. Ama futbolcu olarak ilk kez Sami Yen2e çıktım; hem de rakip olarak. 2002-2003 sezonundaydı. Fatih Terimli Galatasaray’ın şampiyonluğa gittiği ve bizim de küme düşmeme mücadelesi verdiğimiz bir sezondu ve 2-2 berabere kalmıştık. O dönem; Adanaspor’da oynuyordum.

NM: Binlerce seyircinin önünde oynamak nasıl bir şey?

İY: Ali Sami Yen’e çıktığımda, 19 yaşındaydım. Stat, tam tamına doluydu. İlk beşta; biraz heyecanlanıyorsunuz ama başlama düdüğünden sonra oyuna konsantre oluyorsunuz. Seyirciyi unutuyorsunuz.

NM: Denir ki: “Yeri geldiğinde; seyirci, maçı döndürür.” N’oluyor da böyle oluyor?

İY: Şöyle bir örnek vereyim: Boluspor’da oynadığım dönemdi. Biz, play-off’u büyük ölçüde garantiledik ama Karşıyaka’nın kazanması lazımdı ve Karşıyaka ile oynuyorduk. 1-0 galiptik ve maçı tek kale götürüyorduk. 60. dakika gibiydi;  Karşıyakalı bir futbolcu, pres yapar gibi oldu. Onu gören başka futbolcu oldu. Seyirci, bu durumu görünce ateşlendi. Stat galeyana geldi ve maçı 2-1 kazandılar. Seyircinin harareti, rakip oyuncuyu çok fazla etkilemez ama kendi oyuncusunu ateşler. Yani seyirci kazandırıyorsa; rakip takımı bozduğu için değil kendi takımını motive ettiği için kazandırıyordur. Birde hakemde psikolojik değişime sebebiyet verebilir. Taraftar, doğru motive ediyorsa maçı kazandırabilir ama küfür ediyorsa takımına zarar verir.

NM: Serkan… Fenerbahçe ile Trabzonspor’u camia olarak karşılaştırırsan; neler diyebilirsin?

SÖ: Şimdilerde nasıldır bilemiyorum ama benim zamanımdaki farkları saymaya kalkarsak, sohbetimiz bitmez. 10 tane iş varsa, sadece biri aynıdır. Dokuz tanesi farklıdır ve Tabii ki bu konuda, Fenerbahçe öndedir.

Mesela; ben, Fenerbahçe’deyken, kramponumuzu yıkamazdık. Eşofman takımlarımızı taşımazdık ama Trabzonspor’dayken, kapının önünde, kramponları temizlerdik.

Nihat Mermer:
Serkan… “Fenerbahçe, benim için bir cumhuriyettir” demiştin. O yıllar geride kaldı ve şu an TKİ Tavşanlı Linyitspor’dasın. İkinci sezonunu yaşıyorsun. Taraftar, sana güveniyor. Sergilediğin performansla taktir topluyorsun; hani tabiri caizse, savaşıyorsun. Peki, Serkan agresif midir?

Serkan Özsoy:
Saha dışında değilim, beni bilen bilir ama saha içindeyken rakibim babam olsa bile tanımam. İşime bakarım. Ekmek paramı kazanıyorum çünkü…

NM: O ruh hali nasıl değişiyor?

SÖ: Ben de bilmiyorum. Ben, bir gün önceden maçı yaşamaya başlarım. Maç gecesi, erken yatarım. Konsantre olurum. Sahada da maçın oluşturduğu atmosferle değişiyorum. Agresiflik… Futbol oynuyorsan, onun içinde sertlik var demektir. Savaşacaksın yoksa ekmeğini elinden alırlar. Benim mantığım budur ve formasını terlettiğim takımın en iyi şekilde o sahadan ayrılması için her şeyi yaparım.

NM: Sert oyun stilini, hakemler de biliyor. Bu tarz yüzünden, hakemlerle problem yaşıyor musun? Yapmaya niyetlenmediğin bir hareketi bile yapmışsın gibi görüp, kartlarına başvuruyorlar mı?

SÖ: Hayır. 10 yılı Süper Lig’de olmak üzere uzun süredir futbol oynuyorum. Artık, birbirimizi tanıyoruz. Hakemlerimiz, kalitelidir. Kötü niyetli davranmak isteyeceklerini sanmıyorum. Futbol hayatım boyunca da çok kırmızı kart gören bir oyuncu olmadım.

NM: Saha içinde hırçınsın ama gördüğüm kadarıyla; takımdaki küçüklerin de göz bebeği gibisin. Herkes, seninle şakalaşıyor, seninle sohbet etmek istiyor. Hatta sana, “Seko” diye sesleniyorlar. Demek ki onlara sempatiyle ve sevgiyle yaklaşıyorsun. Bu böyle midir?

SÖ: Aynen öyle… Sosyal hayatımda agresif bir yapım yoktur ama sahada başkayım. O dışarıda “Seko” diyenler de saha içinde “ağabey” derler. İş ciddiyetim vardır. Maç ve idmanlar dışındaysa hepsi odama gelir, yat saatine kadar sohbet ederiz.

NM: İbrahim… Serkan, sahada agresif bir futbolcu ama sen, tam tersine bir görüntü çiziyorsun. Sanki biraz daha içine kapanık gibisin. Doğru mudur? Bir ara olumsuz tezahüratlara maruz kaldın ama ses çıkartmadın.

İbrahim Yavuz: Ben, olayları çok fazla kafama takan, irdeleyen bir insan değilimdir. Sorun haline getirmem. Mesela; geçen sezon, kupa maçında, protestolara maruz kalmıştım ama o olay orada kaldı. Probleme dönüştürmek gibi bir huyum yoktur. Bir de ola ki problem haline getirseydim Linyitspor’a zarar verebilirdim çünkü bu sefer konsantrasyon kalmayacaktı ve çok kritik maçlar oynuyorduk.

Ülkemizde; futbol, bilinçli biçimde seyredilmiyor. Takım doğru çalışmış mı, futbolcu idmana çıkmış mı, maça çıkmış ama mecburen mi çıkmış, hasta mı gibi ayrıntılara bakmıyor. Parasını verip bilet alıyor ve sahaya çıkmış adamı en iyi şekilde görmek istiyor. Olmayınca da olumsuz yönde bağırmaya başlıyor. Normaldir diyorum ama çok da dikkate almıyorum. Bugün küfür eden, ertesi günü yanımıza fotoğraf çektirmeye geliyor.

Maçı seyrederken, neye göre seyrederiz? Mesela ben, futbolcu olmayacak pas hatası yaptığında onu anlarım çünkü depar atmış, nabzı 180’lere vurmuş. O haldeyken bir de doğru biçimde top kullanmak zorunda ama olmadığı zaman doğal karşılarım. Vücudun o hali içindeyken normal bir insan için ayakta durmak bile büyük meziyettir ama seyirci bunu bilmez. “Şuradan şuraya top atamıyor” der. Ben onu biliyorum ama seyirci bilemez. Bu yüzden; hata yaptığımızda gelen protestoyu da çok düşünmem.

Saha içinde de pek agresif sayılmam. Eskiden daha hırçındım ama yaş ilerledikçe insan duruluyor. Eskiye göre daha mantıklı davranmaya çalışıyorum.

NM: Büyük camialarda oynadıktan sonra, küçük takımlarda oynamak nasıl bir şey?

İY: Zor. Büyük takımdayken yanınızdaki oyuncu, o ülkenin en iyi oyuncularından biri oluyor. Şu gerçeği göz ardı etmeyelim: Oynadığınız oyuncunun kalitesi, sizin kalitenizi belirler. Galatasaray’daki Emre Çolak’ı alın, Linyitspor’a koyun. Galatasaray’daki oynayamaz. O da takıma ayak uydurur. Bulunduğun yer kadar oyuncu olursun. Futbolu, ne kadar kaliteli oyuncularla oynarsan senin de kaliten o kadar artar çünkü ayak uydurmak zorundasın.

Bir başka örnek de idmanlardır. Ben, Galatasaray’daki yaptığım idmanları düşünüyorum ve bir de Linyitspor’daki idmanlara bakıyorum; arada uçurum var. Oralardaki antrenman bile maç gibidir. İdmandasınız ve karşımda Hasan Şaş veya Baliç oynuyordu. Türkiye’nin en iyileri ve onlara karşı mücadele etmek durumundasınız. Böyle olunca; oyun gücünü ve zekanı geliştiriyorsunuz. En zekilerle oynayıp, onu durdurmak için kendini geliştirince, diğerlerinin neler yapabileceğini daha rahat kestiriyorsun.

NM: Oralardaki yıldız futbolcu, zaman geçtikçe daha alt takımlara geldiğinde; “Ben, zamanında büyük camiadaydım, burası da neresi” gibi küçümser tavırlar oluyor mu?

İY: İster istemez oluyor. Ben de Galatasaray’dan Kayserispor’a gidince, böylesi bir durum yaşadım ama o ruh halini de atlattım. O süreç, Kayserispor ve Ankaragücü takımlarındayken geçti ama zor atlattım çünkü oynayarak geçirmedim. Sakattım. Bakıyorsun; arkadaşın nerede, sen neredesin.

Örneğin; Ümit Milli iken, kalede Volkan, Serkan Balcı, İbrahim Toraman, Servet Çetin, Hamit Altıntop, Selçuk Şahin gibi oyuncularla oynadım. O geçiş sürecindeyken bakıyorsun ki arkadaşların A Milli olmuş, sen, hızla aşağıya düşüyorsun. Bazen silkinir ve kendine gelip mücadele edersin ama benim öyle bir yapım yoktur. Direncim, çabuk kaybolur. Birşeylerin üzerine çok gidebilen bir insan değilimdir. Yaş da belli bir yerlere gelince sineye çektiğin de oluyor.

NM: Serkan… Hazırlık maçlarında kaydettiğin goller var. Taraftarlar, “Serkan, şimdiye kadar nerelerdeydi? Bundan sonra; ligde, Serkan’dan gol bekleyebilir miyiz?” diyorlar.

SÖ: Gol, biraz da kısmet işidir. Linyitspor forması altında; ilk golümü Urfaspor’a, ikincisini de Bandırmaspor’a attım. Elbette, sezon içinde de atmayı isterim ama on kere kornere gidersiniz bir kere bile top size gelmez, olmadık yerde de top ayağınıza gelir ve gol yaparsınız. Şans meselesi…

NM: “Şans” dedik… Herkesin, bir şansla 1. Lig’e geldiğini düşündüğü, “en zayıf halka” dediği Linyitspor, ilk sezonunda Süper Lig’in kapısından döndü, ikinci sezonda işler pek iyi gitmedi ama son dokuz maçta büyük bir çıkış yakaladı ve “Şanslı Linyit”, üçüncü sezona başlamak üzeredir. Lig başlamadan konuşmak pek sağlıklı olmasa da Linyitspor’un bu sezonki şansını (?) nasıl görüyorsun?

SÖ: Hazırlık maçlarına baktığınızda; rakiplerimizle oynadık ve yenilmedik. Bence; bir-iki takımın haricinde ligi oluşturan takımlar arasında kalite farkı yoktur. Yukarıya oynayıp küme düşmeme mücadelesi de verebilirsin, orta sıralara oynayıp şampiyon da olabilirsin.

NM: Geçen sezonki Karşıyaka ve Akhisar Belediye Gençlik ve Spor örnekleri gibi…

SÖ: Evet… Bu lig, Süper Lig’in altında olmasına rağmen, Süper Lig’in kalitesine erişebilecek düzende gidiyor.

Takımımızın, geçen sezona oranla olan eksiklerini giderdik. İyi bir takımız. Geçen sezona göre önemli mesafe katettik. Çok hocayla çalıştım. Levent hoca, işini bilen, “iyi hoca” sıfatına uygun birisidir.

Bu sezonki hedefin, yukarılar olacağını düşünüyorum. Aşağıya oynamanın mümkün olamayacağını düşünüyorum. Ola ki aşağılara oynayacaksak, çekip gidelim. Niye duruyoruz?

NM: Sence; niçin insanlar, küçük olarak gördükleri takım için daha ligin başında, “düşer” ibaresini kullanıyorlar? Küçük takım düşer, büyük takım play-off’a oynar. Hep, böyle düşünülür. Niçin?

SÖ: Tamamen, önyargıdan kaynaklanıyor. Buyurun, Karşıyaka’ya bakın. Milyonlarca para harcadılar. Çok iyi futbolcuları topladılar ama kümede kalmayı, son maçta garantilediler. Demek ki böyle olmuyormuş. Herkes, kendine bakacak; başkasına değil.

İY: Bir kulüp, beklenmediği bir anda zirve yaptığı zaman, ertesi yıl da aynı hedefle yola çıkılıyor. İşte o zaman; Linyitspor’un 1. Lig’deki ikinci sezonundaki gibi sıkıntı yaşanıyor. Geçen sezonki en büyük şanssızlık, hedefin yüksek tutulmasıdır. Bazı gerçekleri görmek gerekir. Geçen sezonki kadro, yukarıları zorlayabilecek bir takım değildi. Bu yorumdan rahatsız olabilirisiniz ancak zaten düşmemeye oynayacak bir takımdı.  Dört yıl boyunca zirve yapmış olabilir ama bu hep böyle sürecek diye bir kaide yok ki…

Bakın, geçen sezon, Yavuz gelinceye kadar; kalede sorun yaşadık. Ama bir önceki sezon, ligin en üst düzey kalecilerinden biri, kaleyi koruyordu. Peki Oğuz’dan sonra kim gelecek? Daha iyisini istiyorsunuz ve tatmin olamıyorsunuz. İşte sıkıntı, burada başlıyor. Geçen sezon, kaybettiğiz en az altı maçtan en kötü ihtimalle berabere ayrılabilirdik ama yukarıya oynamak derdiyle kendi kendimize maç verdik. Hedefin, doğru belirlenmesi lazımdır.

Bu seneki takım, geçen seneki takıma göre daha kaliteli bir takım oldu. Kadronu büyük kısmı korundu ve nokta transferlerle takım güçlendi. Hocanın takımı tanıyor olması da çok önemli. Yeni gelen oyuncular da daha önce Levent Devrim ile çalışmış. Hoca da hedef gösteren biri değildir. Ben, Erciyes’teyken de böyleydi ve play-off oynadık. Dolayısıyla birçok artı var. Kadro yapımız çok iyi ve play-off’u kovalayacak gücümüz vardır. Ancak, play-off olarak hedef gösterilmesinden yanayım.

Eğer, doğru beyanat vermezseniz, ona göre futbol istenir. “Linyitspor, şampiyonluğa oynuyor” diye başlık atılırsa, stada gelen seyirci de şampiyonluğa oynayan bir takım görmek ister. Ama kalıcı olma hedefi olursa, o zaman işler değişir. Eksikler tamamlanır ve belli bir sistem oturtulursa; Linyitspor, Süper Lig’in en ideal takımlarından biri olabilir. Lakin zaman ihtiyacı olduğunun unutulmaması gerekir. Takım şampiyon olmuş ama tesisler ihmal edilmiş. Bana göre; 1. Lig takımının öyle tesisleri olmaması lazım. Sistem ve zaman, bu yüzden lazımdır. Şu an bazı şeyler düzene girdi. Bazı eksiklikler giderildi ve giderilmeye devam ediyor. Tesis değişti, yeni idman sahaları yapılıyor, stadyum düzeltiliyor vs…

NM: Serkan… Zayıf halka olarak görülen takımlara transfer olmak, futbolcunun piyasasını düşürür mü?

SÖ: Bence düşürmez. Asıl huzur ve mutluluk, böyle takımlardadır. Mesela; Linyitspor gibi ilçe takımlarındaki ortam, halkın size bakış açısı daha samimi. Sokaktaki insanla kaynaşabiliyorsun. Bu durum, senin başarını da yükseltiyor. Büyük takımdayken; olumsuz bir durumda dışarıda gezemiyorsun ama burada, yenildiğimiz bir maçtan sonra bile yanımıza gelip bizi motive etmeye çalışıyorlar. Ben, Linyitspor’da çok çok mutluyum. Kovmadıkları sürece de gitmeyi düşünmüyorum ve Allah, kaza bela vermezse; futbol hayatıma, Linyitspor’da noktayı koymayı istiyorum.

NM: Peki daha ne kadar oynayabilirsin?

SÖ: Allah izin verirse 3 yıl daha oynamayı istiyorum.

NM: İbrahim… Süper Lig’de oynamış bir futbolcu olarak, genç kardeşlerimize neler önerirsin? Gençlerle diyalog kurarken, nelere dikkat ediyorsunuz?

İY: Gençler, bana bir şey sormadan ben öğretici olmuyorum. Çünkü yeni nesil, fazla eğitime açık değildir. Eskiden biz, ağabeylerimizi ayakta beklerdik. Ama onlar, biraz daha özgür davranmak istiyor. Gördüklerimi ikaz ediyorum ama fikir istemedikleri zaman müdahale etmiyorum.

Gençlerin, belli bir hedefi olmalıdır. Bu hedef, antrenmanda başlamalıdır. Örneğin, bir ağabeyim, idmanda top kaybetmemeyi hedeflememi söylemişti. Bana çok ilginç gelmişti ama idman, maçın provası niteliğindedir. İdmanda top kaybetmemeyi hedeflediğinizde, idmanda yaptıklarınızı maçta da yapmaya çalışıyorsunuz ve maçta top kaybetmemek demek, rakibi kırmak demektir. Pas hatası yapmıyorsunuz çünkü… Gençler, maça çıkıyormuş gibi antrenmana çıksınlar; gayrı ciddi davranmasınlar.

NM: Son sözleriniz neler olacak?

İY: Bu seneki takımımız daha iyi. Doğru takviyeler yapıldı. İyi işler yapacağımıza inanıyorum ve taraftarımızın bizi yalnız bırakmamasını istiyorum. Geçen sezon, bunun örneğini gösterdiler. Bu bağlamda; Linyitspor, özel kulüplerden biridir. Takımına sahip çıkan bir taraftar var. Onların desteğiyle önce ses getiren bir takım olmayı isteğimi belirtiyorum.

SÖ: Sezon tatilinde; Tavşanlı’yı görememiştim. Halkı ve taraftarları özlemiştim. İnşallah, hep birlikte güzel bir sezon geçiririz.

 


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz