Barcelona’da  Aydınlık Kapı
13.9.2012
4732

İşte Halil Barcena ve onun hayranlık uyandıran hizmeti...

Tavşanlı’dan yetişen, başarılı Uluslarası İlişkiler öğrencisi, Süreyha Aydın, eğitimi için gittiği İspanya’da, ışığı Mevlana’da bulup Müslüman olan ve açtığı merkezde hizmet veren Halil Barcena ile gazetemiz için, bir röportaj yaptı. İşte Halil Barcena ve onun hayranlık uyandıran hizmeti ..

 

Barcelona Sufi Enstitüsü (IES) kurucusu, İslam Sufizmi araştırmacısı, yazar, çevirmen, müzisyen, hattat, İslam coğrafyası gezgini,  İspanyol- Müslüman, Halil Bárcena ile IES’nin kuruluşunun 14. yılı anısına yaptığımız, muhabbet dolu bir röportaj paylaşmak istiyorum sizlerle. Barcelona gibi bir yerde, böylesine güzel bir röportaj yapmak çok büyük bir nimet, emeği geçen herkese minnetlerimi sunuyorum. Selam ile…

1.IES’ye nasıl başladınız? Her Müslümanın amacı tebliğdir, sizin niyetiniz ne? Hangi niyetle başladınız?

Üç amaçla başladım  IES’ye. Birincisi Sufizm geleneğini – özellikle Mevlana’nın Sufizmini- araştırmak, çalışmak için bir yer açmak, ikincisi İspanya- Katalunya-Barcelona’da Sufizm değerlerini - ki bu musiki, edebiyat, mistik,vs. birçok değerini kapsama anlamında- paylaşmak, iletişime geçmek ve üçüncüsü de Katalanlar, İspanyollar, Müslüman Katalanların içlerindeki İslamiyet’i keşfedebilmeleri ve yaşayabilmeleri için bir mekan sağlamak…
   

2.Tasavvufa bu kadar ilgi neden? Endişemiz Sufizmin özünü yakalayamayan, özünden farklı olan bir tasavvufun bir ortaya çıkması.

Avrupa’da ve tüm dünyada büyük bir ilgi var. 2007’de Costa Rica’da bir üniversitede (America Central) Sufizm hakkında konuşmak için birçok öğrenci ve öğretmen vardı. Tüm dünya güzelliği sever ve güzelliğe bakar. Tasavvuf geleneği güzel ve bu yüzden ona ilgi var. Bu da çok normal… Baharı, dolunayı, çiçekleri herkes sever. Sufizme olan ilgi de bahar çiçeklerine olan ilgi, güzelliğe olan ilgi…Bu ilk yakınlaşma. Ama Amerika ve Avrupa’da uluslar arası arenada İslam’a karşı şüphe var. Fakat birçok insan için bu süreç kolay; İslam ve Tasavvufu ayrı yaşıyorlar. İslam kötü, Tasavvuf güzel gibi bir algı var. Bunu büyük bir hata olarak görüyorum. Tasavvuf, İslam’ın kalbidir bana göre. Aynı zamanda Sufizmin kalbi de İslam. İslam’ın kalbiyse eğer, hiç kimse kalpsiz yaşayamaz. Bunu Müslüman bir kişi de idrak edemeyebiliyor. Sufizmi İslam’dan  çıkarınca sadece Şeriat kalıyor. İslam’ın kodu gitmiş oluyor. İslam bir vücut gibi ve Tasavvuf da kalbi. Sufizme ilginin yüzeysel olması benim endişem. Öylesine bir ilgi…Sufizm güzel; lakin dış yüzeydeki güzellik yeterli değil; iç güzellik de anlaşılmalı. Mevlana der ki: ‘ Ben Kuran’ın kölesiyim, Peygamberimizin ayak izinin tozuyum. Bunun aksini söyleyenden öbür dünyada davacı olacağım.’ Mevlana’yı sevmek, onun değerleri üzerine çalışmak, onun yolundan gitmek; Peygambere aşık olmak, o’nun yolundan gitmektir. Bunu da Batı’ya anlatamıyoruz. Bu gerçekten hiç bahsetmeden, Kuransız, Peygambersiz Sufizmi getiriyorlar. Mevlana; kökü Kuran ve Peygambere dayanan büyük bir ağaç; fakat Batı sadece meyveleri gösteriyor, kökü göstermiyor.

3.    IES’nin farklı bir metodu var mı? Annemaria Schimmel diyor ki: ‘Arapça ve Farsça şiirleri tercüme etmeyerek olduğu gibi bırakmak gerekir. O nedenle bu iki dilde sembol ve resimlerin tasvir ettiği şiiri kimse layıkıyla tercüme edemez ve onu nesre aktaramaz. (…)Bu nedenle mutasavvıf şairlerin ne dediğini anlamayan kişilerin yaptığı tercümeler yetersiz kalmakta ve çoğunlukla da klasik metinler hatalı çevrilmektedir. Eser bir başka dile çevrilirse sulandırılmış olur. Aslından koparılan şeyler puding haline getirilir. Tekrar söylüyorum tasavvuf öyle basit bir iş değildir.’

A. Schimmel’e katılıyorum. Kaynakları bilmek, derinleşmek için elzem, yani pudinge dönmemesi için. Metot olarak Tasavvuf  hikmetinde Sufizm pedagojisi, metadolojisi nasıl öğretilir? Üç hususa her zaman dikkat edilir: Birincisi yaşanılan zaman: Şu an 21. yüzyıldayız; 13. yüzyılda değiliz. İkincisi yaşanılan yer: Nerede yaşıyoruz? Üçüncüsü ihvan: İnsanların profili. Geleneksel Sufizmi anlatırken bu üç hususu da göz önünde bulundurarak anlatma endişesi taşıyorum. Sufizm bir tanedir, hep aynıdır; fakat insanlar değişiktir, tek bir insan yoktur. Sufizmin uzun asırlar boyu devam etmesi onu insanlara göre değiştirmeden ve o topluma göre anlatarak sağlanabilir. Cüneydi Bağdadi der ki: ‘Suyun rengi alanın rengine göre değişir; ama su hep aynıdır. Kabın rengini alır, mavi bardakta mavi görünür; fakat su değişmez, kırmızı ya da mavi gözükse de. Bu da Sufizmin zenginliklerinden biridir.
 
4.Goethe’nin bir sözü var: ‘ Kimi şiirler vardır ki onları Arapça’dan ya Farsça’dan bir diğer dile çevirmemek daha iyidir.’ Peki sizin düşünceniz nedir bu konuda?

Tasavvufun teknik bir terminolojisi, tekniği vardır. Bu terimler tesadüfen ortaya çıkmamıştır; her birinin derin anlamları bulunmaktadır. Örneğin; edep -Türkçe, Arapça ya da Farsça olsun- bilinmesi gereken bir kelimedir. Esas olan, bu sözcüklerin derininde ne olduğunu yansıtabilmektir. Tercüme o özü kimi zaman karşılayamayabilir, o manayı kapsayamayabilir. Tüm alanların kendi dili mevcut, Sufizmin de öyle. Tercümenin en makulü, bunu tanımak için, tanıyıp da öğrenmeleri içindir, Goethe haklı. Müzikteki ‘alegra, andenta’ terimi çevrilmez mesela, ya da Windows’u herkes bilir ya da Facebook. Sufizmde de kendine özgü bir dil olmalı. Türkler, Araplar, İranlılar,… Tasavvufta aynı kelimeyi kullanmalılar. ‘Edep’ eğitim diye tercüme edilmemeli, edep daha öte bir anlama sahiptir çünkü.

5.IES’nin Sufizm merkezi olarak 14. yılını kutlamakta ve sadece İspanyollara açık bir merkez değil.

Merkezimiz Barcelona düşünülerek yapıldı; ama Sufizmin özü evrenseldir. Merkezimize araştırmacı Türklerin gelmesi de ayrı bir güzelliktir. Sufizm yolunu takip etmek gönül dilini konuşmakla olur. İspanyolcayı çok iyi bilmemesine rağmen,  herhangi bir Müslüman da gönül diliyle konuşabilir.

6.Günümüzde, bir Mürşidin Avrupalı bir Müride en önemli tavsiyesi ne olabilir?

Müzik, yolculuk,vs. bir sürü ilgi alanı mevcut. Bana göre ‘birçok ilgi alanı olmasındansa bir tane ilgi alanı olması’ daha makul. Birçok alanla ilgilenmek güzeldir; fakat özü, merkezi kaybetmemek şartıyla. Avrupalı insanların birçoğu rüzgarda sallanan yaprak gibi. Pergelin ayağı yerindedir, ama pergel döner. Tabii ki bir ayağın sabit durmalıdır. Tıpkı Sema yapar gibi… Avrupa’daki sorun bir merkezin, sabit bir yerin olmaması. Bu merkezin olması için de sabırlı olmak, derine inebilmek gerekli, kalbe girebilmek… Lakin, değişik ilgi alanlarıyla meşgul olmayı eleştirmiyorum, insanın yaratıcılığını geliştirmek için çok çeşitli yollar mevcut sonuçta. Dediğim gibi ayağın birinin sabit kalması şartı ile…

7.Müzik bir vesile midir tebliğ için?

Mevlana: ‘Allah’a giden birçok yol vardır, ben Sema ve musikiyi seçtim,’ der. Sema ve musikinin yolunun evrensel olduğunu düşünüyorum. Felsefe ,ağırlıklı olarak, entelektüel kesime hitap eder, sınırlı sayıda insana hitap eder, ama müziğin yaşı yoktur, evrenseldir. IES’nin bir müzik CD’si var Sufizmi tebliğ için. Aynı zamanda IES’nin musikisi büyük Türk Mevlevi bestekarlarına ithaf ediyor.

8.Sufizm kitabınızı yazarken niyetiniz neydi? İspanyolca basıldığı için Güney Amerika ve Latin Amerika’da da okunabilir.

İki niyetim vardı, eserin bir yönüyle İspanyolca bilenlere hitap etmek, Sufizmi onlara sergilemek, onun prensiplerini, temellerini başlangıçtan itibaren ve daha açık olarak anlatabilmek. Hem de Sufizmin farklı yollarını sergileyebilmek. İkinci amacımsa, Müslüman dünyasına yönelik. Tasavvufu günümüz modern toplumunda yaşamanın ehemmiyetini görmeleri. İki tip Müslüman söz konusu: İslam’ı çok kapalı bir biçimde ve fakir yaşayan; bu kişilerin İslam’ı yaşayışlarını zenginleştirmek için Tasavvufun zenginliklerini tanımaları gerek. İkinci tipse modern ve materyal dünyaya hayranlardan oluşuyor. Onlar da kendi öz kültürlerini bir kenara atıyorlar. Sufizm kitabın bu kesime de modern dünyada özü bırakmadan da maneviyatın yaşanabileceğini gösterme niyetinde.

9.Kitabınız Türk Tasavvuf geleneğine yakın, öznel değil; nesnel. Duygusal bir Sufizm yok, akademik bir yanı var. Şahsınıza ait, yani tecrübelerinizi yansıtan bir kitap. Dileriz ki Türkçeye de tercümesi yapılır ve Türkler de bir gün   okuyabilir.Son soru olarak İstanbul’da etkilendiğiniz yerleri sormak istiyorum.

İstanbul en çok sevdiğim yerlerden birisi, orada bir sürü mekan var beni etkileyen. İstanbul’un herhangi bir yerini, sabahın erken saatlerinde ezanın duyulduğu Boğaziçi semtlerini seviyorum mesela. Rüstem Paşa Camii’nde akşam saatlerinde oturmayı seviyorum, Galata Mevlevihanesi’ni ziyaret etmeyi de. Herhangi bir kafede Türk kahvesi içmeyi de… İstanbul’da mezarlıklarla çevrili kafeler var. Manzaranın tadını çıkarırken ölümün de s-hatırlatılması yaşamaya daha çok anlam katıyor. Dolayısıyla, bu tür yerler, ölümle hayatı iç içe yaşamayı anımsatıyor.

Halil Bárcena, Barcelona’yı sevmemi sağlayan değerli şahsiyetlerden biridir. Allah’a sonsuz şükürler ki onunla ve daha nice kıymetli kişilerle tanışmak kısmet oldu. Bir diğer güzel röportajda buluşmak dileğiyle…


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz