Arsenikli Suların Nedeni Jeolojik
17.7.2013
3366

Bayram Yüksel’in Adli Kimya ve Adli Toksikoloji programı konulu dotora tezinde, Litaratüre en yüsek arsenik oranıyla giren su örneği Kütahya’dan çıktı.

Bayram Yüksel’in Adli Kimya ve Adli Toksikoloji programı konulu dotora tezinde, Litaratüre en yüsek arsenik oranıyla giren su örneği Kütahya’dan çıktı. Tezde, yoğun biçimde görülen, sudaki arseneğin, jeolojik kaynaklı olduğu belirtildi. Emet’te iki ayrı köyde içme sularındaki arsenik konsantrasyonu ve çeşitli cilt hastalıkları belirlendiği açıklandı. 

 

Bayram YÜKSEL1.1.10.2  Türkiye’de Arsenik Sorunu

 

Dünya Sağlık Örgütü tarafından içme sularında bulunan arsenik kanserojen madde olarak tanımlanır. Dünya’da arsenik kirliliğinin yüksek olduğu bölgelerde ortaya çıkan sağlık sorunları konusundaki çalışmalar ve bulguların yeniden değerlendirilmeleri sonucu, içme sularında arseniğin bulunuşuna ilişkin yasal düzenlemelerde de değişiklikler ortaya çıkmıştır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından arseniğin içme sularında bulunmasına izin verilen maksimum düzeyleri  1963’ten bu yana 50 µg /L iken, 1993 yılında bu değer geçici olarak 10 µg /L‘a indirilmiştir

 

Ülkemizde ise 1997 yılına kadar 50 µg /L olan izin verilen azami değeri 1997 yılı itibariyle 10 µg /l‘a indirilmiştir. ABD’de de 2001 yılı itibariyle arseniğin izin verilen azami değerinin 10 µg/L‘ye indirilmesinde Ulusal Kanser Araştırma Kurumu’nun, Güney Batı Tayvan’daki yüksek dozdaki arsenik maruziyeti verilerinden hareketle yaptıkları hesaplamalarda ABD popülasyonunun düşük konsantrasyonlardaki (3, 5, 10 ve 20 µg/l ) arseniğe maruziyeti halinde akciğer ve mesane kanseri fazladan risklerinin ortaya konması etkili olmuştur (Burgaz ve ark., 2009). Tavsiye edilen arsenik düzeyi her ne kadar litrede 50 µg’dan 10 µg’a indirilmişse de endüstride kullanılan kimyasal madde standartları uygulandığında, belirlenen rakamın daha da aşağıya çekilmesi gerekir. Arsenik, içme sularında bilinen en toksik madde olarak bütün dünyada liste başıdır (Doğan, 2005).

Arsenik sülfürce zengin tabaklarda ve sedimentlerde doğal olarak bulunan bir elementtir. Bu tabakların veya sedimentlerin oksitlenmesiyle arsenik salınımı gerçekleşebilir. Örneğin pirite (FeS2) bağlı arsenik; demirsülfata (FeSO4) veya demir (II) sülfata (Fe2(SO4)3) yükseltendiğinde salınır. Suyun fazla kullanıldığı bazı tarım bölgelerinde durum bu şekildedir. Hava toprak tabakasına nüfuz eder ve oksidasyona sebep olur. Arseniğin diğer bir salınım yolu ise demir oksiti indirgeyen bakterilerin organik madde tükettikleri anlarda meydana gelir (Limé ve Persson, 2002).

Karmaşık bir jeololojik yapıya sahip, tektonik olarak aktif bir alanda yer alan Türkiye arsenik içeren katmanların yaygın olduğu yerlerden biridir (Çolak ve ark., 2003). Kütahya  arsenik konsantrasyonu yüksek katmanları olan ve bazı arsenik zehirlenmesi olgularının görüldüğü bir şehirdir (Col ve ark.,  1999). Kütahya’da yer alan Simav ovasında yüksek arsenik seviyeleri belirlenmiştir (Şimşek ve Gündüz, 2007). Simav ovası tektonik olarak aktif bir bölgede karmaşık jeolojik bir yapı gösterir. Ovadaki metamorfik, magmatik ve tortul kayaları yüksek arsenik içeriği olan sülfürik mineraller içerir (Gündüz ve ark., 2008). Aynı zamanda; bu jeolojik yapı arseniği çözünmüş forma çeviren etkin bir jeotermal sistemi de oluşturur.

 

Kütahya ili civarında kronik arsenik zehirlenmeleri saptanmıştır (Doğan ve Doğan, 2005; Col ve ark., 1999). Doğan ve ark., (2005) yayınlarında suda bulunan arsenik miktarı ile dermatolojik etkileri karşılaştırmış ve doz faktörünün önemi, hastalık türü ve sayısına etkilerini incelemiştir. Arseniğin kaynağı bölgede büyük ölçüde jeojeniktir.

Türkiye’de yeraltı sularındaki arsenik kirliliğinin büyük ölçüde jeolojik kaynaklı olduğuna ilişkin veriler bulunmasına karşın madencilik faaliyetlerinin (antropojenik kaynak) katkısı konusunda veriler bulunmamaktadır. Ülkemiz, mevcut jeolojik yapısı nedeniyle yeraltı sularında doğal inorganik arsenik bulunma potansiyeli yüksek 7- 8 ülke arasında yer almaktadır. Bu nedenle, inorganik arseniğin gerek jeotermal kaynaklardan ve gerekse arsenik minerallerince zengin kayaçlardan doğal yollarla yer altı sularına ulaştığını söylemek mümkündür. Ülkemizde Batı ve Orta Anadolu bölgesi bu özellikleri nedeniyle en riskli bölgelerdir. 2006 yılından bu yana Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünce (MTA) bu bölgelerde yapılan envanter çalışmaları özellikle Kütahya-Emet-Hisarcık Havzası ve Nevşehir Havzasının ( 20- > 200µg/L arsenik düzeyleri) sorunlu olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye’de içme sularının % 60’ının yeraltı sularından (kuyu suları) sağlandığı gerçeği göz önüne alındığında sorunun önemi artmaktadır (Burgaz ve ark., 2009)

 

Aksaray ilinde 62 noktada yürüttükleri çalışmanın sonunda 22 noktada su arsenik konsantrasyonu 10 ila 50  µg/L arasında belirlenirken, 6 noktada su arsenik konsantrasyonu 50  µg/L’nin üzerinde bulunmuştur (Altaş ve ark., 2011)

Kütahya ilinde 40 ayrı içme suyundan örnek alınarak yapılan bir çalışmada arsenik miktarı 0-10.7 mg/litre olarak farklılık göstermektedir. Su örneklerinden birinde bulunan 10.7 mg/litre arsenik miktarı dünyadaki diğer sularla karşılaştırıldığında literatüre geçen en yüksek arsenik arasında bulunduğu görülür. Doğan ve arkadaşları (2005) araştırmalarında arsenik konsantrasyonu, kaynakları ve cilt lezyonları arasında ilişkileri karşılaştırmışlardır. İlk çalışmada Kütahya, Emet’te iki ayrı köyde içme sularındaki arsenik konsantrasyonu ve çeşitli cilt hastalıkları belirlenmiştir.


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz