15 TEMMUZ
12.10.2019 14:36:00
286

Üç sene önce 15 temmuz günüydü. Üniversiteden arkadaşlarımla buluşmak için toplanmıştık. Mekanımız Üsküdar’dı.

 Muhabbetimiz uzuyor, ülke meselelesine dair son gelişmeler hakkındaki malumatlar bizi muhabbetin içine daha da çekiyordu. Arkadaşların bir çoğu Suriye’deki durumu soruyor, Suriye’deki siyasi gidişat ve Suriyelilerin ictimai vaziyeti hakkında bilgi edinmek istiyorlardı. Ben de Suriye halkı adına bir Suriyeli olarak onların sorularını Suriye’deki durumun ve Suriyelilelerin doğruanlaşılması ayrıca yanlış düşünce ve kötü anlayışa sebep olan bazı karışıklıklarındüzeltilmesiiçin cevaplıyordum. Daha sonra konu Suriyelilerin ve benim şahsi bakış açıma göreTürkiye’nin içinde bulunduğu siyasi durumun nasıl olduğuna geldi.

Onlara Türkiye’de bir darbe girişimi olmasından korktuğumu söyledim. Onlar da bana buna dair hiçbir işaretbulunmadığını söylediler. Bunun üzerine ben de onlara Ortadoğu tarafından Türkiye siyasetinin nasıl bir izlenim bıraktığına dair gözlemlerimi aktardım; Türkiye’nin Ortadoğu’nun güvenliğini korumaya ve bölgenin parçalanmaması için gayret sarfettiğini, Ulusal Özgürlük Hareketini desteklediğini ayrıca silah sanayi ve ekonomisiyle da bu desteği güçlendirdiğini, tüm bunların da Ortadoğuyu tahakkümü altında bulunduran ve asıl gücünü bu hegemonyadan alan Batı devletleri için bir tehlike işareti olduğunu... Bazı arkadaşlar bu sözlerimi alaya aldılar bazıları ciddiyetle akıllarına yazdı bazıları ise böyle bir şeyi kabul etmediler.

Tüm bu hararetli konuşmalardan sonra herkes evine dağıldı. Ben de eve dönmek üzere yola koyuldum, Avrupa tarafına geçmek için vapura bindim. Motorsikletli olan arkadaşlardan biri facebookta fotoğrafını paylaşmış şöyle yazıyordu “dönüş yolundaydım, Türk askeri beni karşılamak için Boğazköprüsü’nde bekliyormuş. (tabii ki o an arkadaş vaziyetin ciddiyetinin farkında değildi ve şaka yapıyordu.)

O an kalbime bir şüphe girdi kendi kendime “ya Rabbi düşündüğüm ve olmasından korktuğum şey olmuş olabilir mi?!” dedim.

Henüz birkaç dakika geçmişti ki içinde arkadaşlardan birinin de “Şadi garip olaylar oluyor” yazdığı mesajının da bulunduğu, mesajlar ve aramalar gelmeye başladı. Her yerde askerleri görmeye başladım. Yoksa az önce konuştuğumuz her şey şu an olmuş muydu?

Avrupa tarafına varır varmaz aceleyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yakınına gittim. Fırtınadan önceki sessizlik havası hakimdi, şüpheli şeyler oluyordu ve bir şey yaklaşıyordu sanki. Dakikalar geçtikçe bu şüphelişeyin ne olduğu ortaya tamamıyla açığa çıktı. Bu bir darbe girişimiydi. Telefonum sürekli olarak çalıyordu, bir çok arkadaş beni arıyor ve ne olacağını soruyordu -Sanki ben bir kahindim- Aynı zamanda Türkiye’nin emniyetinden emin olmak isteyen Türkiye dışından da arayan arkadaşlar vardı.

Vefa’daki İlim Yayma Cemiyetinin yurdunda kalan talebe arkadaşlarla toplandık ve Kıztaşı’na doğru yola çıktık. Askerlerin gelmeye başladığı Fatih’teki İstanbul Büyükşehir Belediyesine vardık.

Askerlerin olduğu yere geldiğimizde henüz kimse yoktu, biz oraya varan ilk kişilerdendik , gelenler henüz 50 kişi kadardı. Askerlerle aramızda 20 metre kadar mesafe bulunuyordu.

Ellerinde silahlar vardı ve silahlar bize dönüktü. Bizse “asker kışlaya” diyerek tezahürat yapmaya başladık. Bunun üzerine komutan askerlere ateş açma emri verdi. 3 askerin bunu reddetmesi üzerine onlara saldırdılar ve tekme tokat girişerek ellerindeki silahları aldılar. Askerlerden biri ise üzerimize ateş açtı. Sonra buna diğer askerlerde katıldı.

Etrafımızdaki insanlar vurularak yere düşüyordu. Biz kalanlar 2 saat boyunca geri çekilmek ve saflarımızı düzeltmek suretiyle askerlere doğru yürümeye devam ettik. Belediye önünde toplanan insan sayısı binleri bulmuş, askerlerin ise düşmanlıkları artmıştı. İnsanlara ateş etmeye devam ediyorlardı. Bu esnada TRT’nin kontrol altına alındığı haberi geldi. Arkadaşlarım beni arayıp Erdoğan döneminin bittiğini haber veren bir bildirinin okunduğunu, bu bildiride yeni döneme girildiğini ve sokağa çıkma yasağının ilan edildiğini söylediler.

O an aklıma Suriyelilerin çektiği ızdıraplar, başlarından geçen ve acı veren tüm felaketler aklıma geldi. Gözümün önüne binlerce Suriyeli hasta, savaşta kocalarını kaybetmiş kadınlar, yetim çocuklar ve onların Türkiye ve Türk askeri için kalplerinden yaptıkları dualar geldi. Kalbime bir huzur, sükunet ve iman doldu. Allah tüm bu mazlumların birikmiş duası niyetine, yardım eden onları koruyan ve daima destek olma gayretinden olmaktan başka bir şey yapmayan bu temiz şehrin kaybedilmesine izin vermezdi. Gülerek arkadaşlarıma “korkmayın hiçbir şey bitmedi inşallah darbe başarılı olmayacak güneş doğmadan önce bitecek ben bundan çok eminim” dedim.

Bazıları sen evham yapıyorsun”

” bazıları “bu iş böylece bitmez” dedi, bazıları da “inşallah senin dediğin gibi olur, bu darbe denen şey sona erer” dedi.

Onlara bu ülkenin mazlumlar için bir sığınak olduğunu Allah izin vermezse bu ülkenin kaybedilmeyeceğini, Suriyelilerin Suriye savaşında yaşadıkları şeylerden dolayı zaten zorluk içerisinde olduklarını Allah’ın yüce kitabında yazdığı üzere “her zorlukta bir kolaylık vardır” dediğini ve zaten zorluk yaşamış olan ve hala daha Türkiye’de zorluk yaşayan Suriyeliler için başka bir zorluk daha yaratmayacağını söyledim.

Bu kelimeler ağzımdan kendiliğinden dökülüverdi. Bazıları bu sözleri duyunca hıçkırarak ağladılar bazıları “kalbimi rahatlattın Allah senin de kalbini rahatlatsın” dedi. Onlara şimdi konuşmanın değil dua etmenin safları sıklaştırmanın vakti olduğunu söyledim. Toplandık ve tekrar slogan atmaya başladık. Bütün gücümle slogan atıyordum ve arkamdaki binlerce kişi de tekrarlıyordu ”halka uzanan eller kırılsın!”

Kısa bir müddet sonra kamyonlar gelmeye başladı. Eski bir komutan eline megafon

alarak askerlere ateş etmeyi bırakmaları söyledi. Askerler ise bu ikaza sesin geldiği yere ateş açmak suretiyle karşılık verdiler.

Yüzlerce kamyon gelmişti ve bu kamyonlar insanları korumak için siper olmuşlardı insanların cesareti arttı, artık sayımız daha da çoğalmıştı. Olaylara müdahale için oraya varan özel harekat polislerini destekliyor, alkışlıyor onların arkasında duruyordu. Özel harekat silahlıydı ancak darbecileri barışa davet etti.

Özel harekattan bir komutan bize selam verdi ve içinde bulunulan durumun tehlikeli ve zor olduğunu, iç savaş çıkmasından korktuklarını ve tereddütlü olduklarını söyledi ve şöyle dedi: “Sizler cadde ve sokaklara çıkın. Bize destek ve kuvvet verin. Allah’ın izniyle direnişin bu kötü durumu ortadan kaldıracağına inanıyoruz.”

Daha sonra hızlıca komutan ve askerleri yanımızdan ayrıldı. Belediyenin yanında çatışmalar başladı. Kısa bir süre içerisinde darbeciler kontrol altına alındı. İnsanlar darbe komutanını ayaklarının altında ezerek öldürdüler. Alkışlar ve tekbirler vardı şükür sesleri ile birlikte.

Ancak beni en çok etkileyen ve içimde derin bir iz bırakan şey yaşça büyük amca ve teyzelerin de oraya gelmesi bizi, Türkiye’yi ve Türk askerlerini desteklemeleriydi ayrıca ellerinde Kuran-ı Kerim olan gençlerin kurşun, salavat ve bütün camilerden yankılanan tekbir sedalar arasında cadde ve sokaklara oturup Kuran-ı Kerim okumaları, ağlayarak dua etmeleri ve yakarmalarıydı. Çok sevdiğim camiilerden biri olan Şehzade camii’nden ne zaman Türkiye’den ayrı kalsam derin bir özlemle kulağımda çınlayan müezzinin sesi yükseliyordu. Bu kalbimin içine nüfuz eden ses o gece insanların maneviyatını yükseltiyor ve onları ülkelerini korumaları için kendilerini feda etmeye sevk ediyordu.

O gün bu çatışmalar sonucu altmış yaralı ve on dört şehidimiz vardı. Ayrıca kulağından, ayağından, karnından, elinden yaralananlar vardı onlardan ikisinin taşınması için yardım ettim. Yapabildiğim kadar telefonuma bütün bu olayları kaydetmeye çalıştım ve hala bu videoları saklıyorum ve hala 15 Temmuz benim içinTürk halkının suçlulardan kurtuluşunu ve feraha erdiğini hatırlatıp beni hem ağlatan hem sevindiren büyük bir gün. Aynı zamanda o gün ülkem Suriye aklıma geldi ve yüreğim yandı. Kendi kendime şöyle dedim: “eğer içim bu kadar ferahladıysa demek ki Türkiye’dedoğmamış olsam Türkiye beni kucaklayan ikinci ülkem. Kim bilir sevgili ülkem Suriye kurtulduğunda mutluluğum ne kadar olacak?”


Yorumlar
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Yorum Yaz